Türk mitolojisinde yaratılış anlatıları, tek bir sabit metinden ziyade farklı coğrafyalarda yaşayan Türk topluluklarının aktardığı çok katmanlı sözlü geleneklere dayanır. Altay ve Yakut sahasında derlenen metinlerde evrenin başlangıcı çoğunlukla sonsuz suyla ilişkilendirilir; Ülgen’in yaratıcı rolü, Erlik’in sürece müdahalesi ve toprağın sudan çıkarılması gibi motifler bu anlatıların ortak çekirdeğini oluşturur. Özellikle Erlik’in suya dalarak toprak getirmesi, ağzında sakladığı parçanın yeryüzünün engebeli yapısını açıklaması ve insanın yaratılışına dolaylı şekilde etki etmesi gibi unsurlar, Sibirya sahasından derlenen klasik varyantlarla paralellik gösterir. Bu paylaşımda yer verdiğimiz anlatı, söz konusu yaratılış geleneğinin bir varyantının özetlenmiş ve karuselleştirilmiş halidir. Hikâyenin daha detaylı ve kapsamlı versiyonunu incelemek isteyenler, ilgili kaynağa başvurabilir. Özellikle 38–48. sayfalar arasında anlatının farklı katmanları ve varyasyonları daha geniş biçimde ele alınmaktadır.
Kaynak: Fuzuli Bayat, Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri.
Başlangıçta hiçbir şey yoktu. Ne yer vardı ne gök. Her taraf sonsuz sularla kaplıydı. Bu karanlık ve sınırsız suyun içinde yalnızca Ag Ene vardı. Yaşamın ve yaratılışın kaynağı oydu. Ülgen bu sonsuz suyun ortasında yalnızdı. Tutunacak hiçbir şey yoktu. O sırada içinde bir ses duydu: “Aldında tut.” Ellerini uzattı ve sudan çıkan bir taşı yakalayarak onun üstüne oturdu. Tam bu sırada Ag Ene sudan yarıya kadar çıktı ve Ülgen’e yaratmanın yolunu öğretti: “Ettim püyütti de.” Yani “yaptım, oldu” demeliydi. Bunu söyledikten sonra Ag Ene, bir daha görünmemek üzere kayboldu. Ülgen yaratmak istedi ama ortada toprak yoktu. Her yer su idi. Tam o sırada Erlik ortaya çıktı ve şöyle dedi: “İstersen sana suyun dibinden toprak getireyim.” Erlik suya daldı, dipten bir parça toprak aldı ve ağzına koyarak yukarı çıktı. Toprağı Ülgen’e verdi. Ülgen onu suyun üzerine attı ve “Ettim püyütti” dedi. Toprak büyümeye başladı ve ilk kara oluştu. Ülgen karayı büyütmek için Erlik’i tekrar gönderdi. Ama bu sefer Erlik’in niyeti değişti. Kendi dünyasını kurmak istediği için getirdiği çamurun bir kısmını ağzında sakladı. Ülgen yine sözü söyledi ve toprak büyüdü. Ama Erlik’in ağzındaki toprak da büyümeye başladı. Erlik boğulacak hale gelince ağzındaki toprağı yere tükürdü.
İşte bu yüzden dünya düz kalmadı. Erlik’in tükürdüğü toprak yüzünden yeryüzü engebeli oldu: dereler, tepeler ve yarıklar böyle ortaya çıktı. Ülgen bunu görünce öfkelendi. Erlik’in kendine ait bir dünya kurmak istediğini anlayınca onu yeryüzünden kovdu. Erlik yerin altına çekildi. Ülgen yeryüzünü düzenlemeye devam etti. Önce çimenler ve otlar ortaya çıktı, ardından ormanlar yaratıldı. Artık dünya yaşanabilir hale gelmişti. Sonra insan yaratıldı. İnsanların kemikleri kamıştan, bedenleri kilden yapıldı. Ülgen onların içine ruh ve akıl üfledi.
Yaratılan 8. insan Maydere idi. Ülgen ona “sen bil” denilerek diğerlerinden üstün kılındı. Sonra Maydere, bir kadın yarattı ama ona can veremedi. Tam bu sırada Erlik tekrar ortaya çıktı. Elindeki çalgıyı (demir komus) çalarak kadına ruh verdi. Böylece insanın yaratılışına Erlik de karışmış oldu. Ülgen, insanları korumak için başlarına bir köpek bırakmıştı. Ama Erlik köpeği kandırdı: “Seni soğuktan koruyacağım, sana kürk vereceğim” dedi. Köpek buna inandı ve Erlik’e izin verdi. Erlik insanın yanına giderek onu kirletti, bedenini bozdu ve can verdi. Bu yüzden insanın içi kirli kabul edildi. Ülgen geri döndüğünde olanları gördü. Köpeğin kandığını anlayınca onu lanetledi: “Artık insanların dışında yaşayacak ve onların verdiğiyle yetineceksin.” Erlik insanın yaratılışına karıştı. Onu kirletti. Ona kendi ruhundan pay verdi. Ve o günden sonra insan, temiz yaratılmış olsa da içi kirli kaldı.
Bu yüzden kadim Türkler der ki:
“İnsanın kötülüğü dışarıdan değil, içinden gelir.”






