Türk mitolojisinin bazı varlıkları yalnızca eski destanların ve kitapların sayfalarında kalmamıştır. Alkarısı, Umacı, Karabasan ve çeşitli iyeler, farklı adlar ve anlatılarla Anadolu halk kültüründe yaşamayı sürdürmüştür.
Ergenekon Destanı, Türk milletinin büyük bir felaketin ardından yeniden çoğalmasını, güçlenmesini ve önüne çıkan engeli kendi iradesiyle aşarak tarih sahnesine dönüşünü anlatır. Destanın merkezinde bulunan demir dağın eritilmesi, yalnızca olağanüstü bir kurtuluş sahnesi değildir.
Yada taşı, eski Türklerin yağmur, kar ve rüzgâr meydana getirdiğine inandıkları kutsal bir taştır. Türk mitolojisinin en dikkat çekici unsurlarından biri olan bu taş; yalnızca yağmur yağdırmak için kullanılan gizemli bir nesne değil, Türklerin tabiatla kurduğu güçlü ilişkinin de simgesidir.
Türkiye’de kırmızı kurdele; düğünlerde gelinin beline, söz ve nişan törenlerinde yüzüklere, mezuniyetlerde diplomalara, yeni doğum yapan annenin veya bebeğin yakınına bağlanabilir.
Tahtaya vurmanın mutlaka güçlü bir doğaüstü inanca dayanması gerekmez. Günümüzde birçok kişi bunu kültürel bir refleks, mizahi bir hareket veya “ne olur ne olmaz” düşüncesiyle sürdürülen bir alışkanlık olarak yapar.
Birinin ardından su dökmek, kötü bir ihtimalden söz edince tahtaya vurmak, yeni doğan bebeğin kırkını çıkarmak, nazardan korunmak için boncuk takmak veya ateşe karşı saygılı davranmak bunlar arasındadır.
Ölümden sonra yaşam düşüncesi, insanlık tarihinin en eski inançlarından biridir. Eski Türk toplulukları da ölümü bir son olarak değil, ruhun farklı bir âleme geçişi olarak değerlendirmiştir.
Al Karısı (Albastı, Albaslı, Almış, Albıs), Türk mitolojisi ve Türk halk inanışlarında özellikle lohusa kadınlara ve yeni doğan bebeklere musallat olduğuna inanılan doğaüstü bir varlıktır.
Ergenekon Destanı, büyük bir felaket sonrasında hayatta kalan Türklerin, yüksek dağlarla çevrili Ergenekon adlı vadide yüzyıllarca yaşadıktan sonra demir dağı eriterek yeniden özgürlüğe kavuşmalarını anlatan bir destandır.
Türk mitolojisinde yaratılış anlatıları, tek bir sabit metinden ziyade farklı coğrafyalarda yaşayan Türk topluluklarının aktardığı çok katmanlı sözlü geleneklere dayanır.
Kalgançı Çak, Türk mitolojisinde dünyanın sonunu anlatan nadir ama güçlü eskatolojik motiflerden biridir ve özellikle Altay Türkleri, Teleütler ve Telengitler arasında anlatılır.
Bozkurt inancı, Türklerin doğayla kurduğu bağın ve evreni algılayış biçiminin bir yansımasıdır. Kurt, özgürlüğün, cesaretin ve dayanıklılığın simgesi olarak kabul edilmiştir.
Asena efsanesi, eski Çin kaynaklarında ve Türk tarih anlatılarında yer alır. Hikayeye göre büyük bir saldırı sonucunda bir Türk boyu ağır bir yenilgi yaşar. Boyun büyük kısmı yok olur. Geriye küçük bir çocuk kalır.
Türk mitolojisinde bazı figürler vardır ki yalnızca bir dönemin inanç sistemi içinde kalmamış, halk hafızasında yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etmiştir. Umay Ana bu figürlerin başında gelir.
Türk mitolojisi, doğa ile insan arasındaki bağı güçlü biçimde anlatan birçok sembol barındırır. Bu semboller arasında hayat ağacı geniş bir yere sahiptir.
