Türk Mitolojisinde Kıyamet

turk mitolojisinde kiyamet

Türk mitolojisinde kıyamet denildiğinde en çok karşılaşılan adlardan biri Kalgançı Çak’tır. Altay çevresinden derlenen bu anlatılarda insanların birbirine güvenini kaybetmesi, aile bağlarının çözülmesi, yiyeceğin kıymetlenmesi ve doğanın alışılmış düzeninden çıkması gibi işaretler bulunur. Bazı rivayetlerde ise Ülgen ve Erlik’le bağlantılı varlıkların mücadelesi anlatılır.

 

Bu örnekler, farklı topluluklardan ve farklı anlatıcılardan kaydedilmiştir. Dolayısıyla hepsini birbirini izleyen sahneler olarak okumak yanıltıcı olabilir. Kısa bir manzum metinde geçen kıtlık tasviriyle başka bir rivayetteki diriliş bölümü, aynı anlatının başlangıcı ve sonu olmak zorunda değildir. Kaynaklarda hangi parçaların birlikte verildiğine dikkat etmek gerekir.

 

Kalgançı Çak hakkında elimizdeki bilgiler özellikle Altay bölgesindeki sözlü gelenek ve bu gelenekten yapılan derlemeler üzerinden değerlendirilir. Bu yazıda Teleüt ve Telengit rivayetlerinde öne çıkan motifler ayrı başlıklar altında ele alınıyor. Böylece hem anlatıların içeriği hem de onları yorumlarken karşılaşılan sınırlar görülebilir.

 

Kalgançı Çak Ne Demek?

Kalgançı Çak, Türkiye Türkçesindeki araştırmalarda “kalacak olan çağ”, “sona kalan zaman” ve “ahir zaman” gibi karşılıklarla açıklanır. Yayınlarda Kalğançı Çak veya Kalgançı Çağ gibi farklı yazılışlarla da karşılaşılabilir. Bu farklılıkların bir kısmı, kelimenin aktarımında kullanılan yazı ve çevriyazı tercihlerinden kaynaklanır.

 

Saadet Çağatay, “Altay Türklerinde Kıyamet Anlayışı” başlıklı çalışmasında Radloff’un yayımladığı iki manzum metni ele alır. Metinlerin Altay Türkçesindeki biçimlerini, Türkiye Türkçesine aktarımlarını ve bazı kelimeler için açıklamaları birlikte verir. Böylece okuyucu, anlatının olayları kadar metnin anlaşılmasındaki dil sorunlarını da görebilir.

 

Bu kaynak zinciri önemlidir. Sözlü bir anlatı önce bir anlatıcıdan kaydedilir, ardından yazıya geçirilir ve başka bir dile veya yazı sistemine aktarılabilir. Sonraki araştırmacılar da bu kaydı yeniden değerlendirir. Bugün okuduğumuz kısa bir internet özetinin arkasında, birbirinden ayrılması gereken bu aşamalar bulunur.

 

Eskatoloji Nedir?

Eskatoloji, dünyanın sonu, son olaylar ve bazı inanç sistemlerinde ölümden sonraki gelişmelerle ilgili tasavvurları inceleyen kavramdır. Mitoloji çalışmalarında dünyanın yaşanamaz hâle gelmesi, büyük bir yıkımın gerçekleşmesi ve yıkımın ardından hayatın nasıl süreceği gibi konular bu çerçevede ele alınabilir.

 

Bir anlatının eskatolojik özellik taşıması için mutlaka ayrıntılı bir son savaş içermesi gerekmez. İnsanların küçülmesi, zamanın bozulması veya yerle göğün alışılmış durumunu kaybetmesi de dünyanın sonuna ilişkin bir tasavvurun parçaları olabilir. Ancak her felaket hikâyesini kıyamet anlatısı saymak da doğru olmaz. Anlatının kendi içinde hangi sonucu bildirdiğine bakılır.

 

Kalgançı Çak metinlerini ilgi çekici kılan özelliklerden biri, büyük felaketleri gündelik hayatın ayrıntılarıyla anlatmalarıdır. Bir kap yiyecek, aile içindeki tanıma ve gözetme ilişkisi, atın dizgini veya kullanılan bir eşya, dünyanın durumunu anlatan işaretlere dönüşür. Okuyucu, düzenin bozulmasını bu tanıdık ayrıntılar üzerinden takip eder.

 

Teleüt Rivayetinde Düzenin Bozulması

Teleütlere atfedilen kısa manzum rivayette göğün demire, yerin bakıra dönüşmesi anlatılır. Hükümdarlar arasında çatışma çıkar, topluluklar birbirine kötülük düşünür. Sağlamlığıyla bilinen taş ve ağaç gibi varlıklar da dayanıklılığını kaybeder. Dünyanın sonu, birbiri ardınca sıralanan değişimlerle tasvir edilir.

 

Bu bölümün anlatımında dikkat çeken özellik, farklı alanların birlikte bozulmasıdır. Siyasi ilişkilerde çatışma vardır, insanlar arasındaki güven zayıflar, çevredeki sağlam nesneler parçalanır. Böylece okuyucunun güvenebileceği alışılmış dayanaklar tek tek ortadan kalkar. Metin, felaketin kapsamını uzun bir açıklama yerine kısa örneklerle genişletir.

 

Babanın Çocuğunu Tanımaması Ne Anlatır?

Rivayette baba ile çocuğun birbirini tanımaması, aile ilişkilerindeki kopuşu gösteren belirgin örneklerden biridir. Bu ifadeyi okurken tanıma kelimesinin taşıdığı anlamlara dikkat etmek gerekir. Bir kişinin kim olduğunu bilmek, onu gözetmek ve ona karşı sorumluluk duymak arasında anlatının bağlamında ilişkiler kurulabilir.

 

Metin böylece büyük bir toplumsal bozulmayı aile içinden bir örnekle anlatır. En yakın ilişkide bile bağın kopması, daha geniş çevredeki güven kaybını düşündürür. Bu, anlatının nasıl etki kurduğuna ilişkin bir okumadır. Buradan hareketle derlemenin yapıldığı toplumda aile hayatının bütünüyle çöktüğü gibi tarihî bir sonuç çıkarılamaz.

 

Mitolojik bir anlatıdaki kötü zaman tasviriyle belirli bir dönemin toplumsal koşullarını belgelemek farklı işlerdir. Tarihî bir değerlendirme için başka kayıtlar gerekir. Anlatı ise hangi ilişkinin önemli görüldüğünü ve o ilişkinin kaybının nasıl bir felaket diliyle ifade edildiğini incelememize yardımcı olur.

 

Bir Kap Yemek Neden Altından Daha Değerlidir?

Kısa rivayetin en çarpıcı bölümlerinden birinde, büyük miktarda altının bir kap yemeğin değerine ulaşamadığı anlatılır. Altın kolayca bulunabilse bile onu almaya yönelen kimse kalmaz. Burada yiyeceğe erişim, zenginliğin alışılmış göstergelerinin önüne geçer.

 

Bu ayrıntıyı “değersiz şeylerin değer kazanması” diye özetlemek yetersiz olur. Yemek, hayatta kalmak için gereklidir. Altının olağan koşullardaki değeri, açlığı gidermeye yetmediğinde anlamını kaybeder. Anlatı, kıtlık karşısında değişen öncelikleri somut bir karşılaştırmayla gösterir. Büyük bir servet ile küçük bir yiyecek kabının yan yana getirilmesi de bu etkiyi güçlendirir.

 

Bölümün bugünkü okur için anlaşılır olması, onu belirli bir ekonomik olayın haberi hâline getirmez. Metinde bir kıyamet tasviri vardır. Bu tasvirin gücü, insanların tanıdığı ihtiyaçlardan yararlanmasından gelir. Açlık, güvenlik ve yakınlarını kaybetme korkusu, olağanüstü dünyanın anlaşılmasını sağlayan tanıdık unsurlardır.

 

İnsanların Küçülmesi ve Gücün Kaybı

İnsan bedeninin küçülmesi de aynı rivayette yer alan olağanüstü değişimlerdendir. Ölçü bildiren kelimelerin aktarımında yayınlar arasında farklı karşılıklar görülebilir. Bu nedenle anlatının anlamını belirli bir santimetre hesabına bağlamak yerine, insanın alışılmış boyunu ve gücünü kaybetmesi üzerinde durmak daha açıklayıcıdır.

 

Taşın parçalanması, ağacın dayanıklılığını yitirmesi ve insanın küçülmesi birlikte düşünüldüğünde ortak bir anlatım yönü görülür. Dünyada güçlü ve sağlam kabul edilen varlıklar eski durumlarını koruyamaz. Burada beden değişimi, bütün çevreyi etkileyen çözülmenin bir parçasıdır. Anlatının dili, bildiğimiz ölçülerin geçerliliğini kaybettiği bir zaman kurar.

 

Telengit Rivayetinde Doğanın Değişmesi

Telengitlere atfedilen uzun rivayette çevredeki değişimler daha ayrıntılıdır. Yerin sarsılması, dağların hareket etmesi, denizin çalkalanması ve gökyüzünün açılması gibi sahneler sıralanır. Bitkilerin yok olması ve ışığın kaybolması da bu tasvire katılır. Felaket, insanların yaşadığı alanın bütününe yayılır.

 

Anlatımın bir özelliği de hareket bildiren fiillerin yoğunluğudur. Yer, su, dağ ve gök durağan kalmaz. Birbirini izleyen sarsılma, kopma ve dağılma sahneleri, okuyucunun zihninde sürekli değişen bir çevre oluşturur. Bu yüzden metni birkaç felaket adından oluşan bir listeye indirgemek, anlatımın ritmini kaybettirir.

 

Denizden Çıkan Taşlar ve Demir Atlılar

Uzun rivayetin dikkat çekici sahnelerinden biri, denizin dibinin görünmesi ve buradan çıkan kara taşlarla bağlantılı sandıklar ve demir atlı kişilerdir. Bu varlıkların ilerleyişi, canlılar ve ağaçlar için yıkım getirir. Sahnede dokuz sayısının tekrarlanması da anlatımın belirgin özellikleri arasındadır.

 

Bu bölümü aktarırken sayıların nasıl kullanıldığına özellikle dikkat edilmelidir. Taş, sandık ve kişi sayısını farklı özetlerden bir araya getirip yeni bir toplam hesaplamak, kaynak metinde bulunmayan bir ayrıntı üretebilir. Çeviri ve aktarım farklılıkları varken kesin bir savaşçı sayısı üzerinden anlatı kurmak yerine, kullanılan yayının ifadesi izlenmelidir.

 

Demir atlıların görünüşü de sıradan bir savaş birliğinin tasviri gibi okunamaz. İnsan, hayvan ve silah özelliklerinin olağanüstü biçimde bir araya gelmesi, yıkıcı gücü görünür kılar. Bu sahneye belirli bir tarihî ordu adı vermek için metnin dışında kanıt gerekir. Rivayet kendi içinde korkutucu bir kuvvet tasarlamaktadır.

 

Köngül Otu ve Sarı Çekirge

Rivayette köngül adı verilen bir bitkiyle bağlantılı sarı çekirge de bulunur. İnsanlara ve hayvanlara zarar veren bu unsur, zaten bozulan yaşam çevresine yeni bir tehdit ekler. Bitki, böcek ve başka olağanüstü varlıkların birbirine bağlanması, sahnenin gerçek hayattaki tek bir canlıyla karşılanmasını güçleştirir.

 

Bu nedenle köngülü günümüzdeki belirli bir zehirli bitki türüyle özdeşleştirmek için ek bir araştırma gerekir. Aynı şekilde sarı çekirge motifinden hareketle belirli bir salgının veya tarihli bir çekirge istilasının anlatıldığını söylemek mümkün değildir. Metindeki varlığı açıklamakla onun doğadaki karşılığını belirlemek farklı sorulardır.

 

Ülgen ve Erlik’le Bağlantılı Mücadele

Uzun manzum rivayetin son bölümünde Erlik’le bağlantılı Karaş ve Kerey yeryüzüne çıkar. Ülgen’le bağlantılı Mangdı Şire ve May Tere de mücadeleye katılır. Yayınlarda bu adların Mangdaşire, Maydere veya Maytere gibi farklı yazılışlarıyla karşılaşılabilir.

 

May Tere’nin kanıyla yeryüzünü kaplayan ateş arasında bağ kurulur. Böylece çatışmanın etkisi savaşan varlıkların ötesine geçer ve bütün yaşam alanına yayılır. Kan ve ateş, olayın şiddetini anlatan unsurlar olarak aynı sahnede birleşir. Manzum metnin bu sonunu, başka kaynaklarda bulunan her ayrıntıyla genişletmek gerekmez.

 

Burada özetlenen olaylar, Radloff’un kaydettiği tarihî anlatı metinleri üzerinden izlenebilir. Açıklayıcı yorumlarla rivayetin kendi olaylarını ayırmak önemlidir. Örneğin insanların veya nesnelerin küçülmesini güç kaybı olarak okumak bir yorumdur. Metinde küçülmenin anlatılması ise doğrudan gösterilebilen bir unsurdur.

 

Ülgen’in Ölüleri Dirilttiği Anlatı

Abdülkadir İnan’ın aktardığı ve sonraki araştırmalarda ele alınan başka bir tasvirde, mücadelenin sonunda Ülgen’in kalması ve ölülere seslenmesi anlatılır. Bunun ardından ölüler dirilir. Bu bölüm, kıyamet konusunun ölümden sonra yeniden hayat bulma düşüncesiyle birleştiği örneklerdendir.

 

Ancak diriliş sahnesini, önceki bütün parçaların zorunlu devamı olarak vermemek gerekir. Kısa Teleüt rivayeti, uzun Telengit metni ve İnan’ın aktardığı genel tasvir aynı ayrıntıları içermez. Bunları ayrı sunmak, okuyucunun hangi bilginin hangi anlatıda bulunduğunu anlamasını sağlar.

 

Bu Anlatılar Hangi İnanç Çevreleriyle İlişkilidir?

Altay kıyamet anlatıları üzerine araştırmalarda Budizm, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi dinlerle temas meselesi tartışılır. Buradaki temel soru, eldeki metinlerin farklı dönemlerde hangi unsurları bir araya getirdiğidir. Bu nedenle geç dönemde kaydedilmiş bir rivayetin bütün ayrıntılarını çok eski bir döneme yerleştirmek güçtür.

 

Bir derlemenin yazıya geçirildiği tarih, anlatının ilk ortaya çıktığı tarih değildir. Sözlü aktarımın ne kadar geriye gittiği ayrıca araştırılır. Buna karşılık sözlü olması da metnin değişmeden binlerce yıl korunduğunu kanıtlamaz. Anlatıcılar, dinleyiciler ve değişen inanç çevreleri aktarım sürecinde değerlendirilmesi gereken unsurlardır.

 

Orhun Yazıtları Kıyamet Anlatır mı?

Orhun Yazıtları’nda göğün basması ve yerin delinmesi üzerinden devletin ve törenin bozulmasına ilişkin güçlü bir ifade bulunur. Bu söz, gök ve yer düzeninin yıkılması düşüncesi bakımından araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Ancak burada Kalgançı Çak adıyla ayrıntılı bir olay dizisi verilmez.

 

Yazıtın siyasi hitap bağlamı ile Altay çevresinden derlenen manzum rivayetler arasında ayrım yapılmalıdır. Benzer bir yıkım imgesinin bulunması, bütün olayların aynı olduğunu göstermez. İlgili metnin tarihini ve anlatımını Orhun Yazıtları üzerine yazımızda ayrıca okuyabilirsiniz.

 

Tufan ile Kıyamet Arasındaki Fark

Tufan anlatılarıyla kıyamet anlatıları, büyük yıkım ve hayatın devamı gibi konularda birlikte incelenebilir. Ancak bir tufan rivayetinde belirli kişilerin ve hayvanların kurtulması anlatılırken başka bir kıyamet tasvirinde bütün mevcut düzenin sonu ele alınabilir. Her metnin sonucu kendi içinde değerlendirilmelidir.

 

Altun ve Çınaroğlu’nun eskatoloji çalışması, Türk mitolojisindeki tufan örneklerini de bu çerçevede ele alır. Gömbeyaz ve Aygün Erdem ise farklı geleneklerdeki yıkım anlatılarını geçiş kavramı üzerinden karşılaştırır. Bu tür çalışmalar, anlatılar arasındaki benzerlikleri inceleme imkânı verir. Benzerliklerin tek başına doğrudan aktarımın kanıtı olmadığı da akılda tutulmalıdır.

 

Kalgançı Çak

turk mitlerinde kiyamet

İnsanlar kötülüğe yönelir. Ata ile çocuk arasındaki saygı biter. Yiğitler dedikoducu olur, töre unutulur. Ülgen’e olan inanç zayıflar. Bu, kıyamet anlatısı olan Kalgançı Çak’ın habercisidir.

Doğanın Bozulması

kalacak olan cag

Gök demire, yer sarı bakıra döner. Dağlar sarsılır, taşlar ufalanır, sert ağaçlar kırılır. Ay ve Güneş artık ışık vermez.

İnsanların Değişimi

kalganci cag

İnsanlar küçülür. Erkekler başparmak kadar kalır. Halk ayaklanır. Baba çocuğunu, çocuk babasını tanımaz hale gelir.

Değerlerin Tersine Dönüşü

turk mitolojisi ve kiyamet olgusu

Yaban soğanı değerli olur, altın ayak altında kalır ama kimse eğilip almaz. Kıymetsiz olan yücelir, kıymetli olan unutulur.

Zehirli Ot ve Sarı Çekirge

turk mitolojisi ve kiyamet

Yerde “köngül” adlı zehirli bir ot biter. Bu otun kökünden çıkan sarı çekirge, insan ve hayvanların kanını emer.

9 Savaşçı

turk mitolojisinde kiyamet

Deniz kabarır, dibi görünür. Oradan 9 kara taş yükselir. Her taştan 9 sandık çıkar. Her sandıktan da 9 savaşçı doğar. Geçtikleri her şeyi yıkarlar. Ağaçları keser, canlıları yok ederler.

İyilik ve Kötülüğün Savaşı

turklerin kiyameti var mi

Erlik’in yardımcıları Karaş ve Kerey yeryüzüne çıkar. Ülgen’in savaşçıları Mangdı-şire ve Maytere yeryüzüne inerek onlara karşı savaşır.

Kan, Ateş ve Yıkım

turk mitolojisinde kiyamet var mi

Maytere yaralanır. Akan kan yeryüzünü kaplar. Bu kan ateşe dönüşür. Dünya yanar. Dağlar devrilir, deniz taşar. Gökyüzü parçalanır.

Son Sahne: Diriliş

turk miti ve kiyamet

Savaşın ardından yalnızca Ülgen kalır. “Ölenler kalksın!” diye seslenir. Ölüler dirilir. Eski dünya yok olur, yeni bir düzen başlar.

Sık Sorulan Sorular

Türk mitolojisinde kıyametin adı Kalgançı Çak mı?

Kalgançı Çak, özellikle Altay çevresinden derlenen dünyanın sonu anlatılarıyla bağlantılı bir addır. Bütün Türk topluluklarının her dönemde aynı adı kullandığı söylenemez.

 

Kalgançı Çak ne zaman gerçekleşecek?

Burada ele alınan metinler bir takvim tarihi vermez. Anlatılarda dünyanın sonuna eşlik eden olağanüstü değişimler ve toplumsal bozulma tasvirleri bulunur.

 

Bütün rivayetlerde Ülgen ölüleri diriltir mi?

Diriliş sahnesi bazı aktarımlarda bulunur. Bunu kısa ve uzun bütün manzum rivayetlerin ortak sonu olarak göstermek doğru olmaz.

 

Kalgançı Çak bir kehanet olarak mı okunmalı?

Bu yazı anlatıları mitoloji ve halk bilimi kaynakları olarak ele alır. Güncel olayları bu motiflerle eşleştirmek, o olayların önceden haber verildiğini kanıtlamaz.

 

Kaynakça