Selçuklularda Kadınlar: Toplumdaki Yerleri, Hakları ve Günlük Hayatları

Selçuklu'da kadınlar, Anadolu Selçuklu döneminde kadının toplumdaki yeri, sosyal hayatı ve giyim kültürünü gösteren görsel

Bir Selçuklu şehrinde sabah hayat başlarken kadınların emeği de evlerden çarşılara kadar uzanıyordu. Bir avluda tandır yakılıyor, başka bir evde yün eğriliyor, dokuma tezgâhında kumaş hazırlanıyor, pazara götürülecek ürünler düzenleniyordu. Saray çevresinde yaşayan kadınlar ise hanedan ilişkilerinin, siyasi evliliklerin ve vakıf faaliyetlerinin içinde yer alıyordu.

 

Selçuklu kadınlarını yalnızca sarayda yaşayan hatunlardan ya da ev işleriyle uğraşan annelerden ibaret görmek bu nedenle eksik bir bakış olur. Kadınların yaşamları; ait oldukları sosyal sınıfa, yaşadıkları bölgeye, şehirli veya konargöçer olmalarına ve ekonomik imkânlarına göre değişiyordu. Tarihî kaynaklar çoğunlukla hanedan kadınlarını anlatsa da vakıf eserleri, mesleklerle ilgili kayıtlar ve toplumsal hayat üzerine yapılan araştırmalar daha geniş bir kadın dünyasının varlığını göstermektedir.

Selçuklularda kadınların toplumdaki yeri nasıldı?

Türk toplumunda hükümdarın eşi için kullanılan hatun unvanı yalnızca aile içindeki bir konumu ifade etmiyordu. Hatunlar saray protokolünde önemli bir yere sahip olabiliyor, kendi maiyetlerini oluşturabiliyor ve zaman zaman siyasi gelişmeler üzerinde etkili olabiliyorlardı.

 

Bu gelenek Büyük Selçuklu döneminde açık biçimde görülür. Tuğrul Bey’in eşi Altuncan Hatun, yaşanan bir iktidar mücadelesi sırasında eşinin yanında yer almış ve siyasi gelişmelere doğrudan müdahil olmuştur. Melikşah’ın eşi Terken Hatun da oğlu Mahmud’u tahta çıkarmak amacıyla devlet yönetiminde etkili olmaya çalışmıştır. Bu örnekler, hanedan kadınlarının yalnızca sarayda yaşayan pasif kişiler olmadığını göstermektedir. Ancak bu nüfuz bütün kadınların aynı siyasi güce sahip olduğu anlamına gelmez; söz konusu imkânlar büyük ölçüde hanedan çevresiyle sınırlıydı.

 

Anadolu Selçuklularında da kadınlar siyasi evlilikler aracılığıyla devletler ve hanedanlar arasındaki ilişkilerin önemli bir parçasıydı. Sultanların kızları ve eşleri bazen iki siyasi güç arasında bağ kurulmasını sağlıyor, saray içindeki dengelerde rol oynuyordu. Bu evliliklerde kadınların kişisel hayatları çoğu zaman devletin siyasi çıkarlarıyla iç içe geçiyordu.

Selçuklu kadınları çalışıyor muydu?

Selçuklu'da kadınların konumu, dokuma tezgahında çalışan Selçuklu kadını ve toplumsal hayattaki yeri

Selçuklu toplumunda kadın emeğinin önemli bir bölümü ev ve aile ekonomisi içinde görünür hâle geliyordu. Kadınlar yiyecek hazırlıyor, hayvanların bakımına katılıyor, yün eğiriyor, kumaş dokuyor ve giysi üretiyordu. Konargöçer topluluklarda çadırın kurulması, süt ürünlerinin hazırlanması ve hayvancılığa bağlı işlerin yürütülmesi de kadınların gündelik sorumlulukları arasındaydı.

 

Bu faaliyetler yalnızca ailenin kendi ihtiyacını karşılamakla sınırlı değildi. Dokuma, halı, kilim, keçe ve çeşitli el ürünleri pazara çıkarılarak aile ekonomisine katkı sağlayabiliyordu. Şehirlerde yaşayan kadınların da dokumacılık, terzilik ve sağlıkla ilişkili bazı mesleklerde faaliyet gösterdiğine dair değerlendirmeler bulunmaktadır.

 

Kadınların ekonomik hayattaki yerini bugünkü ücretli çalışma düzeniyle ölçmek doğru olmaz. Orta Çağ toplumunda üretim çoğu zaman ev, atölye ve tarla arasında bölünmüyordu. Bir kadının evinde ürettiği kumaş, hazırladığı yiyecek ya da hayvancılığa yaptığı katkı doğrudan ekonomik hayatın bir parçasıydı. Bu nedenle kadınların emeği tarihî belgelerde her zaman ayrı bir meslek olarak kaydedilmese de toplumun üretim düzeninde önemli bir yer tutuyordu.

Bacıyan-ı Rum nedir?

Selçuklu kadınları anlatılırken en sık karşılaşılan kavramlardan biri Bacıyân-ı Rûm, yani Anadolu Bacılarıdır. Âşıkpaşazâde, Anadolu’daki toplulukları sayarken Gaziyân-ı Rûm, Ahiyân-ı Rûm ve Abdalân-ı Rûm ile birlikte Bacıyân-ı Rûm’dan da söz eder.

 

Bazı araştırmacılar bu ifadeyi, Ahilik çevresinde örgütlenen Türkmen kadınlarının oluşturduğu bir yapı olarak yorumlamaktadır. Bu görüşe göre kadınlar dokuma, üretim, meslek eğitimi, yardımlaşma ve gerektiğinde şehir savunması gibi alanlarda birlikte hareket etmişlerdir. Fatma Bacı da bu yapılanmanın önde gelen ismi olarak gösterilmektedir.

 

Ancak Bacıyân-ı Rûm’un tam olarak nasıl örgütlendiği, ne kadar geniş bir alana yayıldığı ve Ahiliğin resmî bir kadın kolu olup olmadığı kesin biçimde belgelenmiş değildir. Konuya ilişkin bilgilerin önemli kısmı daha geç dönemde yazılan kaynaklara ve modern yorumlara dayanır. Bu yüzden Bacıyân-ı Rûm’u bütün ayrıntıları bilinen, modern anlamda kurulmuş bir kadın örgütü gibi sunmak yerine, Anadolu’daki kadın dayanışmasının ve üretim faaliyetlerinin tarihî bir işareti olarak değerlendirmek daha doğru olur. Teşkilatın varlığı ve yapısı konusunda araştırmacılar arasında tartışmaların sürdüğü de akademik çalışmalarda belirtilmektedir.

Vakıf kuran ve eser yaptıran Selçuklu kadınları

Selçuklu kadınlarının toplumda bıraktığı en görünür izlerden biri vakıf eserleridir. Özellikle hanedan mensubu ve varlıklı kadınlar sahip oldukları ekonomik imkânları cami, medrese, darüşşifa, türbe, köprü ve imaret gibi yapıların inşasında kullanabiliyorlardı.

 

Kayseri’deki Gevher Nesibe Darüşşifası bu mirasın en bilinen örneklerinden biridir. I. Gıyâseddin Keyhusrev tarafından kız kardeşi Gevher Nesibe’nin vasiyeti üzerine yaptırıldığı kabul edilen yapı, darüşşifa ile tıp eğitimi verilen medreseyi aynı külliye içinde bir araya getirmiştir. Gevher Nesibe’nin adı böylece Anadolu’daki tıp ve sağlık tarihiyle özdeşleşmiştir. Bununla birlikte yapının özgün vakfiyesinin günümüze ulaşmadığı ve bazı ayrıntıların kitabeler ile sonraki anlatılar üzerinden değerlendirildiği unutulmamalıdır.

 

Mahperi Hunat Hatun da Anadolu Selçuklu tarihinin en önemli kadın banilerinden biridir. Kayseri’de kendi adıyla anılan külliye; cami, medrese, hamam ve türbeden oluşuyordu. Bu yapılar yalnızca dinî hizmet vermiyor, eğitimden temizliğe kadar şehir hayatının farklı ihtiyaçlarını karşılıyordu.

 

Selçuklu dönemindeki kadın hayratlarını inceleyen çalışmalar, farklı şehirlerde çok sayıda hatunun vakıf ve mimari eserlerle ilişkilendirildiğini göstermektedir. Bu eserler kadınların servet sahibi olabildiklerini, mal varlıklarını belirli amaçlara ayırabildiklerini ve şehir hayatının şekillenmesine doğrudan katkıda bulunabildiklerini ortaya koyar.

Selçuklularda kadınların hakları var mıydı?

Selçuklu toplumunda Müslüman kadınlar İslam hukukunun tanıdığı miras, mehir ve mülkiyet haklarından yararlanabiliyordu. Bir kadın kendisine ait malı elinde tutabilir, mirastan pay alabilir ve servetini vakıf yoluyla belirli bir hizmete ayırabilirdi. Vakıf kuran kadınlara ilişkin kayıtlar, bu mülkiyet hakkının uygulamadaki en görünür örnekleridir.

 

Bununla birlikte hukukta bir hakkın bulunması, bütün kadınların bu hakkı aynı ölçüde kullanabildiği anlamına gelmez. Varlıklı bir hanedan kadınıyla yoksul bir köylü kadınının ekonomik ve toplumsal imkânları arasında büyük fark vardı. Aile yapısı, gelenekler, yaşanılan çevre ve sosyal statü kadınların hayatını doğrudan etkiliyordu.

 

Selçuklu kadınlarını günümüzün eşitlik ölçütleriyle tamamen özgür ya da tamamen görünmez göstermek bu nedenle yanıltıcıdır. Kadınlar ataerkil bir Orta Çağ toplumunda yaşıyorlardı; ancak bu durum onların üretimden, mülkiyetten, vakıf faaliyetlerinden ve kimi zaman siyasetten bütünüyle dışlandıkları anlamına gelmiyordu.

Selçuklu kadınının tarihte bıraktığı iz

Selçuklu kadınlarının önemli bir bölümü tarihî kaynaklarda isimleriyle yer almadı. Tarlada çalışan, halı dokuyan, çocuk yetiştiren, hayvanlarla ilgilenen ya da pazara ürün hazırlayan binlerce kadının hayatı kroniklere girmedi. Tarihçiler daha çok sarayda yaşanan siyasi mücadeleleri ve hanedan üyelerini kaydettiği için bugün Altuncan Hatun, Terken Hatun, Gevher Nesibe ve Mahperi Hunat Hatun gibi isimleri daha iyi tanıyoruz.

 

Fakat Selçuklu toplumundaki kadın varlığı yalnızca bu ünlü isimlerle sınırlı değildi. Kadınlar aile düzeninin, üretimin, kültürün ve sosyal dayanışmanın temel unsurları arasındaydı. Günümüze ulaşan medreseler, darüşşifalar ve külliyeler ise kadınların yalnızca kendi dönemlerine değil, Anadolu’nun sonraki yüzyıllarına da kalıcı bir miras bıraktığını göstermektedir.

 

Selçuklu kadınlarının hikâyesi, saray ile ev, siyaset ile üretim, görünürlük ile sessizlik arasında şekillenen çok katmanlı bir tarihtir. Onları anlamak, Selçuklu medeniyetini yalnızca sultanların ve savaşların tarihi olmaktan çıkararak toplumun tamamına daha yakından bakmamızı sağlar.

Sık Sorulan Sorular

Selçuklularda kadınlar devlet yönetimine katılıyor muydu?

Hanedan kadınları zaman zaman saray siyaseti, taht mücadeleleri ve diplomatik evlilikler üzerinden devlet yönetiminde etkili olabiliyordu. Ancak bu durum toplumdaki bütün kadınlar için geçerli değildi.

 

Selçuklu kadınları hangi işlerde çalışıyordu?

Kadınlar dokumacılık, halı ve kilim üretimi, hayvancılık, tarım, yiyecek hazırlama, hizmet işleri ve sağlıkla ilişkili bazı alanlarda faaliyet gösterebiliyordu.

 

Bacıyân-ı Rûm nedir?

Bacıyân-ı Rûm, kaynaklarda Anadolu Bacıları olarak geçen ve Türkmen kadınlarının sosyal ve ekonomik dayanışmasıyla ilişkilendirilen tarihî bir yapıdır. Teşkilatın kesin niteliği ve örgütlenme biçimi tarihçiler arasında tartışmalıdır.

 

En ünlü Selçuklu kadınları kimlerdir?

Altuncan Hatun, Terken Hatun, Gevher Nesibe Hatun ve Mahperi Hunat Hatun, siyasi etkileri veya yaptırdıkları hayır eserleriyle tanınan başlıca Selçuklu kadınları arasındadır.

 

Selçuklu kadınları vakıf kurabilir miydi?

Mülk ve servet sahibi kadınlar vakıf kurabiliyor, gelirlerini cami, medrese, darüşşifa ve imaret gibi sosyal yapılara ayırabiliyordu.

 

Kaynakça

  • Ayşe Dudu Kuşçu, “Selçuklu Devlet Yönetiminde Kadının Yeri ve Altuncan Hatun Örneği.”
  • Müjgân Cunbur, “Selçuklu Dönemi Kadın Hayratı.”
  • Selahattin Döğüş, “Kadın Alplardan Bacıyân-ı Rûm’a: Türklerde Kadının Siyasi ve Sosyal Mevkii.”