Selçuklu Sanatındaki Hayvan ve Mitolojik Figürlerin Anlamları

selcuklu sanati aslan figürü

Bir Selçuklu yapısının kapısında karşılıklı duran aslanlar, bir kümbetin üzerinde kanatlarını açmış çift başlı kartal veya bir saray çinisinde görülen insan başlı bir yaratık… Anadolu Selçuklu sanatına yakından bakıldığında taşın ve çininin üzerinde kalabalık bir figür dünyasıyla karşılaşılır. Bunların bir kısmı doğada yaşayan hayvanlardan, bir kısmı ise insanların hayal gücünde biçimlenen mitolojik varlıklardan oluşur.

 

Bu figürler yalnızca yapılara hareket katmaz. Kimi örneklerde hükümdarlıkla, kimi örneklerde koruyuculuk düşüncesiyle veya saray hayatıyla ilişkilendirilir. Ancak bir hayvanın Selçuklu sanatındaki bütün tasvirlerine tek bir anlam vermek mümkün değildir. Aynı figür bir sarayın duvarında, bir mezar yapısında ve bir taş kabartmada farklı bağlamların parçası olabilir.

 

Selçuklu sanatının zenginliği de burada ortaya çıkar. Orta Asya’dan taşınan sanat gelenekleri, İslam dünyasındaki biçimler ve Anadolu’da karşılaşılan görsel kültürler, yüzyıllar içinde birbirleriyle etkileşmiştir. Ortaya çıkan eserler bu karşılaşmanın izlerini taşır. Bir kartalı, ejderi veya sfenksi anlamak için önce tasvirin hangi eserde bulunduğunu, yanında nelerin yer aldığını ve yapının ne amaçla kullanıldığını görmek gerekir.

Hayvan figürleri Selçuklu sanatında nerelerde görülür?

Figürlü süsleme yalnızca anıtsal yapıların dış cephelerinde karşımıza çıkmaz. Saray çinilerinde, taş kabartmalarda, alçı süslemelerde ve çeşitli eşyalarda da hayvan tasvirleri bulunur. Bir figür bazen tek başına gösterilir; bazen bir insanla, bitkisel bezemeyle veya başka bir hayvanla aynı kompozisyona yerleştirilir.

 

Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadabad Sarayı bu çeşitliliği görmek için en önemli örneklerden biridir. Saraydan çıkarılan çinilerde hükümdar ve saray çevresine ait tasvirlerin yanında av sahneleri, gerçek hayvanlar ve mitolojik yaratıklar vardır. Bu çinilerin önemli bir bölümü bugün Konya Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi’nde incelenebilir. Böylece Anadolu Selçuklu sanatının yalnızca taş cephelerden ibaret olmadığı, renkli saray iç mekânlarında da güçlü bir figür geleneğine sahip olduğu anlaşılır.

 

Bir mimari kabartma ile saray çinisi arasındaki fark, figürün nasıl göründüğünü de etkiler. Taşa işlenen bir hayvan, yapının dışarıdan algılanan görünümüne katılır. Çinideki figür ise renk, desen ve çevresindeki başka tasvirlerle birlikte bir iç mekânın parçasıdır. Dolayısıyla aynı hayvanın iki malzemede bulunması, iki eseri aynı şekilde yorumlamamız gerektiği anlamına gelmez.

Çift başlı kartal neden bu kadar tanınır?

Çift başlı kartal, bugün Selçuklu sanatı denildiğinde akla gelen ilk figürlerden biridir. İki yana çevrilmiş başları, açık kanatları ve güçlü gövdesiyle kolayca ayırt edilir. Mimari süslemede ve çinilerde karşılaşılan bu tasvir, özellikle iktidar ve hükümdarlık düşüncesiyle ilişkilendirilmiştir.

 

Bu ilişkinin en somut örneklerinden biri Kubadabad Sarayı çinileridir. Bazı çift başlı kartal tasvirlerinde “es-sultân” ifadesi yer alır. Yazı ile figürün aynı eserde birleşmesi, söz konusu örneklerde kartalın hükümdarlıkla bağlantısını güçlü biçimde gösterir. Ancak buradan yola çıkarak her çift başlı kartal tasvirinin aynı kişi veya aynı siyasi anlam için yapıldığını söylemek doğru olmaz.

 

Çift başlı kartalın Selçukluların kesin ve bütün dönemlerde kullanılan resmî devlet arması olduğu sıkça tekrarlanır. Oysa araştırmacılar, figürün kullanım alanlarını ve tarihî metinleri birlikte inceleyerek bu konuyu tartışır. Daha sağlam ifade şudur: Çift başlı kartal, Anadolu Selçuklu sanatında belirgin biçimde görülen ve bazı örneklerde hükümdarlıkla açık bağlantısı bulunan güçlü bir figürdür.

İki başın doğuya ve batıya bakması neyi anlatır?

İki başın “doğuya ve batıya hâkimiyeti” simgelediği yorumu günümüzde çok yaygındır. Görsel olarak akılda kalıcı olsa da bunu figürün her tarihî kullanımını açıklayan kesin bir bilgi gibi aktarmak yanıltıcıdır. Bir eserin kendi kitabesi veya bulunduğu ortam daha doğrudan kanıt sunuyorsa, yorum önce bunlara dayanmalıdır. Kubadabad çinisindeki “es-sultân” yazısı bunun iyi bir örneğidir: Figürün hükümdarlıkla bağını açıklarken varsayılan yönlerden çok, eserin üzerindeki yazı önem kazanır.

Ejder figürü nasıl tasvir edildi?

Selçuklu sanatındaki ejder, günümüzdeki çizgi filmlerin kanatlı ve ateş püsküren ejderiyle aynı görünümde değildir. Taş kabartmalarda ve başka süsleme örneklerinde uzun, kıvrılan gövdeler; belirgin başlar ve açık ağızlar dikkat çeker. Bazen iki ejder karşılıklı durur, bazen başka bir hayvanın kuyruğunda veya kanadının ucunda ortaya çıkar.

 

Sanat tarihçisi Gönül Öney’in Anadolu Selçuklu sanatındaki ejder figürleri üzerine çalışması, bu yaratığın ne kadar farklı birleşimlerde kullanıldığını gösterir. Ejderler aslan ve sfenks tasvirleriyle, çift başlı kartallarla, insan veya boğa başlarıyla ve hayat ağacıyla bir araya gelebilir. Bu çeşitlilik, ejderi tek başına görüp ona her eserde değişmeyen bir anlam vermenin neden güç olduğunu açıklar.

 

Ejder tasvirleri için koruyuculuk, kudret ve tılsım gibi yorumlar yapılmıştır. Özellikle karşılıklı iki figürün bir mimari düzen içinde kullanılması, yapının korunmasıyla ilişkili değerlendirmelere yol açar. Fakat yorum, figürün bulunduğu esere bağlıdır. Saray duvarındaki ejderle mezar yapısındaki ejder aynı görünse bile, onları çevreleyen diğer tasvirler ve yapıların işlevleri farklı olabilir.

Hayat ağacı ile ejder neden birlikte görülür?

Hayat ağacı çevresine yerleştirilen hayvan ve mitolojik yaratıklar, Selçuklu sanatının dikkat çekici kompozisyonları arasındadır. Ağaç kimi eserlerde merkezde yükselir; iki yanında veya çevresinde kuşlar ve başka yaratıklar bulunur. Böyle bir düzende hayvanı anlamak için yalnızca türünü belirlemek yeterli değildir. Ağaca göre nerede durduğuna ve diğer figürlerle nasıl ilişkilendirildiğine de bakmak gerekir.

 

Ejderin hayat ağacının koruyucusu olduğu yönünde yorumlar vardır. Bazı araştırmacılar figürler arasındaki karşılıklılığı evrene ilişkin düşüncelerle de açıklar. Bunlar sanat tarihi yorumları olarak değerlidir; ancak “her ejder çifti yaşam ile ölümün karşıtlığını temsil eder” şeklinde genel bir kural oluşturmaz. Eserin kendisi, bize önce bir kompozisyon gösterir. Onun belirli bir düşünceyi nasıl ifade ettiğini açıklamak ise karşılaştırma ve araştırma gerektirir.

Aslan figürü ne anlatır?

Aslan, birçok kültürde olduğu gibi Selçuklu sanatında da güçlü görünümüyle dikkat çeker. Taş kabartmalarda tek başına veya karşılıklı çiftler hâlinde bulunabilir. Kuvvet, cesaret ve hâkimiyetle kurulan bağ, aslan figürünün yorumlanmasında sıkça öne çıkar. Ancak aslanın her kullanımını doğrudan hükümdarın portresi gibi görmek mümkün değildir.

 

Örneğin iki aslanın bir yapıda karşılıklı yerleştirilmesi, onların mimari yüzeyde birlikte oluşturduğu etkiyi önemli kılar. Bir saray çinisindeki aslan ise çevresindeki başka hayvanlar ve insan figürleriyle birlikte görülür. Aynı hayvan, farklı bir görsel düzenin parçası olabilir. Taşın yerini ve kompozisyonunu dikkate almak, yalnızca “aslan güç demektir” cümlesinden çok daha fazla bilgi verir.

 

Niğde’deki Hüdavend Hatun Kümbeti, figürlerin bir arada kullanıldığı geç tarihli örnekler bakımından ilgi çekicidir. Yapının cephelerinde aslanlar, sirenler ve çift başlı kartal gibi tasvirler bulunur. Bu kümbet Selçuklu figür geleneğinin sonraki dönemde nasıl sürdüğünü görmek için değerlidir; yalnızca üzerinde bu figürler bulunduğu için onu doğrudan Anadolu Selçuklu hükümdarlarının yaptırdığı bir eser saymamak gerekir.

Sfenks nasıl bir yaratıktır?

Sfenks, genel olarak insan başı ve aslan gövdesini birleştiren mitolojik bir figürdür. Bu birleşim onu doğal hayvan tasvirlerinden hemen ayırır. Selçuklu sanatında sfenksi ilginç kılan yalnızca hayalî görünümü değildir. Figürün saray çinileri ve başka süsleme örnekleri içinde farklı varlıklarla yan yana kullanılabilmesidir.

 

Kubadabad Sarayı’ndan gelen çinilerde sfenksler, sirenler, grifonlar ve çeşitli hayvanlar görülür. Bunlar, saray süslemesinin ne kadar geniş bir tasvir dünyasına sahip olduğunu gösterir. Sfenksin koruyucu bir figür olarak değerlendirildiği yorumlar vardır; yine de bir eserde bu anlamı açıklarken sfenksin nerede yer aldığını ve etrafındaki kompozisyonu görmek gerekir.

 

Bugün “Selçuklu sanatında sfenks bilgeliği temsil eder” gibi kesin cümlelerle karşılaşılabilir. Oysa tek bir kavram, farklı eserlerin tamamını açıklamaz. Daha açıklayıcı olan, insan ve aslan özelliklerinin nasıl birleştirildiğini, figürün tek mi yoksa başka yaratıklarla birlikte mi gösterildiğini incelemektir. Bu ayrıntılar Selçuklu ustalarının tanıdık biçimlerden nasıl yeni görüntüler kurduğunu da ortaya koyar.

Grifon ile sfenks arasındaki fark nedir?

Bu iki figür zaman zaman birbirine karıştırılır. Sfenkste insan başı ile aslan gövdesi birleşir. Grifonda ise genellikle yırtıcı kuşa ait baş ve kanatlarla aslan gövdesi bir araya gelir. Birinde insan ve hayvan özellikleri, diğerinde iki farklı hayvanın özellikleri aynı bedende toplanır.

 

Grifonun görünümü, onu kartal ve aslan tasvirleriyle birlikte düşünmeye elverişlidir. Bu nedenle güç ve koruyuculuk gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Fakat “kartal göğü, aslan yeri temsil eder; grifon bu yüzden bütün evrene hükmeder” biçimindeki açıklamayı her Selçuklu grifonu için tarihî bir kural sayamayız. Figürün biçimi gözlemlenebilir bir veridir; ona yüklenen ayrıntılı anlamlar ise eser temelinde değerlendirilmelidir.

 

Sfenks ve grifonun Selçuklu saray sanatında bulunması, figürlü tasvirlerin yalnızca bir tür hayvanla sınırlı olmadığını gösterir. Gerçek hayvanlar, hayalî yaratıklar ve insan figürleri aynı mekânın süsleme programına katılabilir. Kubadabad çinilerinin önemli olmasının nedenlerinden biri de bu çeşitliliği günümüze ulaştırmalarıdır.

Siren ve diğer kuş-insan figürleri

Selçuklu eserlerinde karşılaşılan mitolojik varlıklardan biri de sirendir. Siren tasvirinde insan ve kuş özellikleri birleşir. Böylece sfenksin insan-aslan, grifonun kuş-aslan birleşiminden farklı bir figür ortaya çıkar. Kuş gövdesi veya kanatlarıyla insan başının bir araya gelişi, eserlerin figür çeşitliliğine yeni bir katman ekler.

 

Hüdavend Hatun Kümbeti’nin cephelerindeki karşılıklı sirenler, bu figürün bir mezar yapısındaki kullanımını gösterir. Kubadabad çinilerinde görülen sirenler ise saray ortamının parçasıdır. İki örneğin varlığı, aynı mitolojik yaratığın farklı türde eserlerde kullanılabildiğini anlamak açısından önemlidir.

 

Bu figürleri yalnızca “eski bir inancın hiç değişmeden devamı” diye açıklamak, aradaki uzun sanat tarihini görünmez kılar. Anadolu Selçuklu sanatında figürler, farklı kültürlerle ilişki içinde yeni biçimler kazanmış; taşta, çinide ve başka malzemelerde yeniden yorumlanmıştır. Her eserin yapıldığı tarih ve bulunduğu çevre bu yüzden önem taşır.

Bütün hayvan figürleri mitolojik midir?

Hayır. Kubadabad çinilerinde av köpeği, at, tavşan, ördek ve avcı kuşlar gibi gerçek hayvanların tasvirlerine de rastlanır. Bazıları av sahnelerinin parçası olarak, bazıları başka figürlerle birlikte görülür. Bu eserler, Selçuklu sanatının yalnızca olağanüstü yaratıklardan oluşan bir dünya kurmadığını; saray çevresinin yaşamını ve görsel zevkini de yansıttığını hatırlatır.

 

Bir tavşanı, atı veya av köpeğini gördüğümüzde önce tasvirin bir sahnenin parçası olup olmadığına bakmak gerekir. Saray çinisindeki av sahnesini, bir kümbetin cephesindeki anıtsal hayvan kabartmasıyla aynı biçimde okumak doğru sonuç vermez. Figürün adı başlangıç noktasıdır; asıl bilgi onu çevreleyen sahnede saklıdır.

Bir Selçuklu figürünü anlamak için neye bakmalıyız?

İlk soru basittir: Figür nerede? Bir sarayın iç duvarındaki çini, giriş cephesindeki taş kabartma ve mezar yapısındaki süsleme farklı ortamlara aittir. İkinci soru, figürün yanında ne bulunduğudur. Hayat ağacı, yazı, insan tasviri veya başka bir hayvan, kompozisyonun anlaşılmasına yardımcı olabilir. Üçüncü soru ise eserin ne zaman ve kimin döneminde yapıldığıdır.

 

Kubadabad’daki “es-sultân” yazılı çift başlı kartal, bu yöntemin neden önemli olduğunu gösterir. Kartalın hükümdarlıkla ilişkisini açıklayan şey yalnızca güçlü görünümü değildir; aynı çinide yer alan yazıdır. Ejder tasvirlerinde ise iki figürün karşılıklı durması veya hayat ağacıyla birleşmesi dikkat çeker. Aslan, sfenks ve grifonlarda da önce biçimi ve kompozisyonu görmek, ardından anlam üzerine konuşmak gerekir.

 

Bu yaklaşım figürlerin çekiciliğini azaltmaz; tersine eserlerin ayrıntılarını görünür kılar. Her kartalı aynı, her ejderi aynı kabul etmek yerine ustanın onu nereye yerleştirdiğine bakıldığında, Selçuklu sanatının düşünülenden daha çeşitli olduğu anlaşılır.

Selçuklu sanatının figür dünyası bize ne anlatıyor?

Anadolu Selçuklu sanatında hayvanlar ve mitolojik yaratıklar, farklı dönemlerden ve çevrelerden gelen görsel birikimin aynı eserlerde buluşabildiğini gösterir. Çift başlı kartalın bir çinide hükümdarlıkla açık bağlantı kurması, ejderin farklı kompozisyonlarda yer değiştirmesi, sfenks ve grifonun saray süslemesinde görünmesi bu çeşitliliğin örnekleridir.

 

Bu eserleri bugün ilgi çekici kılan şey, her figürün gizli bir şifresinin bulunması değildir. Taş ustalarının ve çini sanatkârlarının tanınan hayvanları, hayalî yaratıkları, yazıyı ve bezemeyi birlikte kullanarak kendilerine özgü kompozisyonlar oluşturmuş olmalarıdır. Bir Selçuklu eserine yeniden bakıldığında küçük bir figür bile yapının tarihi ve onu meydana getiren sanat ortamı hakkında yeni bir soru sordurabilir.

Çift Başlı Kartal

cift basli kartal selcuklu

Çift başlı kartal, Selçukluların en bilinen ve en güçlü sembollerinden biridir. Gücü, hâkimiyeti ve devlet otoritesini temsil ettiği düşünülmektedir. İki başının doğuya ve batıya aynı anda bakması, hükümdarın geniş coğrafyalara hükmetmesini simgeler. Bu figür aynı zamanda Selçuklu devlet anlayışında hem dünyevi hem de manevi gücün birleşimini temsil eder. Özellikle saray kapılarında ve devlet yapılarında kullanılması, onun siyasi bir sembol olarak önemini ortaya koyar. Bugün bile çift başlı kartal, Türk tarihinin en tanınan simgelerinden biri olmaya devam etmektedir.

Sfenks

selcuklu-sfenks

Sfenks, Selçuklu sanatında görülen en dikkat çekici mitolojik figürlerden biridir. Koruyuculuğu, bilgeliği ve üstün gücü temsil ettiği düşünülmektedir. İnsan başı ve aslan gövdesinden oluşan bu figür, farklı medeniyetlerden etkiler taşımasına rağmen Selçuklu sanatında kendine özgü bir anlam kazanmıştır. Özellikle giriş kapılarında ve koruyucu alanlarda kullanılması, onun kötülüklere karşı koruyucu bir unsur olarak görüldüğünü gösterir. Bu figür, Selçuklu sanatının ne kadar zengin ve çok katmanlı bir sembol dünyasına sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Grifon

selcuklu grifon sanati

Kartalın başı ve kanatları ile aslanın gövdesini birleştiren grifon, Selçuklu sanatında güç ve ihtişamın sembollerinden biri olarak kabul edilir. Grifonlar hem koruyucu varlıklar hem de hükümdarlık, talih ve kudretin sembolü olarak kullanılmıştır. Bu figürde gökyüzünün hâkimi kartal ile yeryüzünün hâkimi aslan birleşir. Bu birleşim, mutlak güç fikrini temsil eder. Selçuklu sanatında grifon figürleri özellikle saray süslemelerinde ve taş kabartmalarda görülmektedir.

Ejder

erzurum cifte minareli medrese cift basli kartal

Ejder figürü, Selçuklu sanatında en güçlü kozmik sembollerden biridir. Bazı yorumlara göre yer altı dünyası ve kozmik güçlerle ilişkilendirilmiştir. Özellikle hayat ağacıyla birlikte tasvir edilen ejder çiftleri, evrenin karşıt güçlerini simgeler. Aynı zamanda hayat ağacının koruyucu bekçileri olarak yorumlanırlar. Bu tasvirler, Selçuklu düşüncesinde evrenin bir denge içinde olduğu fikrini yansıtır. Yaşam ve ölüm, ışık ve karanlık, düzen ve kaos gibi karşıtlıkların sembolik anlatımı burada açıkça görülür.

Aslan

selcuklu aslan figürü

Aslan, Selçuklu sanatında güç, cesaret ve hükümdarlıkla ilişkilendirilen en önemli figürlerden biridir. Özellikle hükümdarın kudretini ve devletin gücünü temsil eder. Bazı araştırmacılar aslanın güneşi ve ışığı simgelediğini de belirtmektedir. Bu yüzden aslan figürü çoğu zaman aydınlık, zafer ve egemenlik kavramlarıyla birlikte düşünülür.


Selçuklu yapılarında aslan kabartmalarına sıkça rastlanması, onun siyasi ve sembolik önemini açıkça göstermektedir.

Selçuklu sanatındaki bu hayvan ve mitolojik figürler, yalnızca estetik unsurlar değil, aynı zamanda bir medeniyetin düşünce dünyasının taşlara ve yapılara işlenmiş hâlidir. Bu semboller sayesinde Selçukluların güce, korumaya, evrene ve hükümdarlığa nasıl baktığını daha iyi anlayabiliyoruz. Bugün Anadolu’da ayakta duran Selçuklu eserlerine dikkatle bakıldığında, bu figürlerin hâlâ o medeniyetin sesini taşımaya devam ettiği görülür.

Sıkça Sorulan Sorular

Çift başlı kartal Selçukluların resmî arması mıydı?
Figür Selçuklu eserlerinde görülür ve bazı örneklerde hükümdarlıkla güçlü biçimde ilişkilidir. Ancak onu bütün Selçuklu dönemleri için kesin ve tek resmî arma olarak tanımlamak araştırmacılar arasında tartışılan bir konudur.

 

Selçuklu sanatında ejder neyi temsil eder?
Ejder figürü koruyuculuk, kudret veya tılsım gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Anlamı değerlendirilirken bulunduğu yapı ve birlikte gösterildiği figürler dikkate alınmalıdır.

 

Sfenks ile grifon aynı yaratık mı?
Hayır. Sfenks genellikle insan başı ve aslan gövdesiyle; grifon ise yırtıcı kuş özellikleriyle aslan gövdesinin birleşimi olarak tasvir edilir.

 

Bu figürler sadece taş yapılarda mı bulunur?
Hayır. Taş kabartmaların yanı sıra saray çinilerinde ve alçı süslemelerde de hayvan ve mitolojik yaratık tasvirleri görülür. Kubadabad Sarayı çinileri bunun önemli örneklerindendir.

 

Selçuklu eserlerindeki her hayvanın sabit bir anlamı var mı?
Hayır. Figürün anlamını anlamak için yalnızca hangi hayvan olduğuna değil, eserin tarihine, kullanıldığı yere, varsa yazısına ve çevresindeki tasvirlere de bakmak gerekir.

Kaynakça

Erkan Göksu, “Çift Başlı Kartal ve Selçuklular”, Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Dergisi

 

Gönül Öney, “Anadolu Selçuk Sanatında Ejder Figürleri”, Belleten

 

TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kubâdâbâd Sarayı”

 

Haşim Karpuz, “Konya Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi”, TDV İslâm Ansiklopedisi

 

TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hüdâvend Hatun Kümbeti”


Görsel Kaynaklar:

-Gönül Öney, Anadolu Selçuk Sanatında Ejder Figürleri.
-Jane Laroche, Erzurum Çifte Minareli Medrese’nin Taç Kapısındaki Hayat Ağacı Motifi.
-The Metropolitan Museum of Art Collection.