Alacahöyük Sfenksli Kapı
Alacahöyük, Çorum — Fotoğraf: Bernard Gagnon
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılları, yalnızca yeni devlet kurumlarının meydana getirildiği bir dönem değildi. Türk milletinin yaşadığı coğrafyanın binlerce yıllık geçmişini araştırmak, tarihî eserleri korumak ve arkeoloji alanında kendi bilim insanlarını yetiştirmek de Cumhuriyet’in kültür hedefleri arasında yer alıyordu. Anadolu’nun farklı bölgelerinde başlatılan kazılar, toprağın altında kalan tarih hazinelerini bilim dünyasına kazandırdı.
Anadolu’da arkeolojik çalışmalar Cumhuriyet’ten önce de yapılmıştı. Osman Hamdi Bey’in öncülüğündeki müzecilik faaliyetleri, eski eserlerin korunması ve Türk bilim insanlarının katıldığı araştırmalar önemli bir temel oluşturmuştu. Ancak kazıların önemli bir bölümü yabancı kurumlar tarafından yürütülüyor, arkeoloji eğitimi almış Türk uzmanların sayısı sınırlı kalıyordu.
Cumhuriyet döneminde bu birikim yeni kurumlarla güçlendirildi. Türk bilim insanlarının yönettiği kazılar başlatıldı, yurt dışına arkeoloji öğrencileri gönderildi, müzeler geliştirildi ve buluntuların bilimsel yöntemlerle yayımlanmasına önem verildi. Arkeoloji, geçmişe duyulan merakın ötesinde millî kültür ve bilim politikasının bir parçası hâline geldi.
Atatürk’ün Tarih ve Arkeoloji Anlayışı
Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinin bilimsel belgeler üzerinden araştırılmasını istiyordu. Yazılı kaynaklar kadar arkeolojik kalıntıların da geçmişi anlamak için büyük değer taşıdığını görüyordu. Bu nedenle kazı çalışmalarını yakından takip ediyor, kazı alanlarını ziyaret ediyor ve elde edilen buluntular hakkında bilgi alıyordu.
Atatürk’ün tarih anlayışında Anadolu, farklı çağların ve medeniyetlerin izlerini taşıyan büyük bir açık hava arşiviydi. Türk milleti bu topraklardaki tarihî mirasın koruyucusu olarak, geçmişi bilimsel yöntemlerle araştırmalı ve dünyaya tanıtmalıydı. Cumhuriyet’in arkeoloji çalışmaları bu düşünce doğrultusunda şekillendi.
1931 yılında Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin kurulması, tarih ve arkeoloji çalışmalarına kurumsal bir merkez kazandırdı. Daha sonra Türk Tarih Kurumu adını alan cemiyet; kazıları destekledi, araştırma sonuçlarını yayımladı ve Anadolu’nun farklı bölgelerinde incelemeler gerçekleştirdi. Böylece arkeolojik çalışmalar kişisel girişimlerden çıkarak planlı ve sürekli bir bilim faaliyetine dönüştü.
Cumhuriyet’in İlk Millî Kazısı: Ahlatlıbel
Cumhuriyet Dönemi Arkeolojik Çalışmaları ve Alacahöyük Kazıları
Kaynak: TRT Haber
Ankara’nın güneybatısında, bugünkü Orta Doğu Teknik Üniversitesi arazisi yakınlarında bulunan Ahlatlıbel, Cumhuriyet tarihinin ilk millî arkeolojik kazısı olarak kabul edilir. Kazı 1933 yılında Hamit Zübeyr Koşay başkanlığında gerçekleştirildi. Türk araştırmacılar tarafından yönetilen çalışma, Cumhuriyet’in kendi bilim kadrosuyla arkeolojik araştırma yapma iradesini ortaya koydu.
Ahlatlıbel, Ankara çevresindeki İlk Tunç Çağı yerleşimlerinden biriydi. Kazılarda taş temelli yapılar, seramikler, taş ve kemik aletler ile günlük yaşama ait çeşitli buluntular ortaya çıkarıldı. Elde edilen eserler, Orta Anadolu’da binlerce yıl önce yaşayan toplulukların yerleşim biçimi, üretim faaliyetleri ve gündelik hayatı hakkında yeni bilgiler sağladı.
Atatürk, 5 Mayıs 1933’te Ahlatlıbel kazısını ziyaret etti. Kazı Başkanı Hamit Zübeyr Koşay’dan çalışmalar ve ortaya çıkarılan eserler hakkında bilgi aldı. Atatürk’ün kazı alanındaki bu ziyareti, arkeolojiye verilen desteğin simge görüntülerinden biri hâline geldi.
Ressam Şeref Akdik’in hazırladığı Atatürk Ahlatlıbel’de Kazıda adlı tablo da bu tarihî ziyareti yansıtır. Eserde Atatürk’ün yanında dönemin devlet ve bilim insanları ile kazı çalışanları görülür. Tablo, Cumhuriyet’in tarih araştırmalarını devlet, bilim insanları ve halkın ortak çalışması olarak değerlendiren yaklaşımını görsel hâle getirir.
Ahlatlıbel kazısının önemi yalnızca ortaya çıkarılan eserlerden kaynaklanmaz. Bu çalışma, Türk araştırmacıların Anadolu arkeolojisinde doğrudan sorumluluk aldığı yeni bir dönemin başlangıcıdır. Kazının ardından farklı bölgelerde Türk heyetleri tarafından yürütülen araştırmalar hız kazanmıştır.
Karalar, Göllüdağ ve Pazarlı Araştırmaları
Ahlatlıbel’in ardından Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yeni kazı ve yüzey araştırmaları gerçekleştirildi. Ankara yakınlarındaki Karalar’da Remzi Oğuz Arık tarafından yürütülen çalışmalar, bölgenin eski yerleşimlerini ve mezar yapılarını incelemeye yöneldi. Bu araştırmalar, Ankara çevresinin tarihinin yalnızca Roma ve sonraki dönemlerle sınırlı olmadığını gösteren buluntular sağladı.
Niğde yakınlarındaki Göllüdağ’da yapılan incelemeler ise Orta Anadolu’nun yüksek kesimlerindeki eski yerleşim ve tahkimat izlerini ortaya çıkardı. Zorlu coğrafi şartlarda gerçekleştirilen çalışmalar, Türk arkeologlarının yalnızca bilinen büyük merkezlere değil, Anadolu’nun ulaşılması güç bölgelerindeki tarihî alanlara da yöneldiğini gösteriyordu.
Çorum’un Alaca ilçesi yakınlarındaki Pazarlı’da yürütülen kazılar, Hitit dönemine ait mimari kalıntılar ve kabartmalı pişmiş toprak levhalarla dikkat çekti. Bu buluntular, dönemin mimarisi, sanat anlayışı ve günlük hayatı hakkında önemli bilgiler sundu. Pazarlı araştırmaları, kısa süreli olmasına rağmen Cumhuriyet’in ilk dönem arkeoloji çalışmaları arasında önemli bir yer edindi.
Bu kazıların her biri arkeolojik haritanın yeni bir bölümünü aydınlatıyordu. Anadolu’nun tek bir tarihî dönemden ibaret olmadığı; tarih öncesinden Hititlere, Friglerden Roma ve Türk dönemlerine kadar çok katmanlı bir miras taşıdığı bilimsel belgelerle ortaya konuyordu.
Alacahöyük Kazıları ve Anadolu’nun Altın Hazineleri
Cumhuriyet Dönemi Arkeolojik Çalışmaları ve Alacahöyük Kazıları
Kaynak: TRT Haber
Cumhuriyet döneminin en önemli arkeoloji girişimlerinden biri, 1935 yılında başlatılan Alacahöyük kazılarıdır. Çorum’un Alaca ilçesinde bulunan höyük daha önce yerli ve yabancı araştırmacıların dikkatini çekmişti. Ancak alandaki ilk büyük ve sistemli Cumhuriyet dönemi kazıları, Atatürk’ün direktifleriyle Türk Tarih Kurumu tarafından başlatıldı.
Türk Tarih Kurumunun 22 Ağustos 1935’te kendi bütçesi ve bilim kadrosuyla başlattığı çalışma, kurumun ilk büyük millî kazısı oldu. Kazının ilk dönemlerinde Remzi Oğuz Arık ve Hamit Zübeyr Koşay görev aldı; mimari kalıntıların belgelenmesinde Mahmut Akok’un çalışmaları da önemli yer tuttu.
Alacahöyük’te farklı dönemlere ait çok sayıda yerleşim tabakası tespit edildi. En dikkat çekici buluntular, Erken Tunç Çağı’na tarihlenen ve “kral mezarları” olarak anılan zengin gömülerden çıkarıldı. Altın, gümüş, elektron ve tunçtan yapılmış eşyalar; silahlar, kaplar, takılar ve hayvan biçimli eserler Anadolu’nun gelişmiş maden işçiliğini ortaya koydu.
Kazılarda bulunan güneş kursları, Alacahöyük’ün en tanınmış eserleri arasına girdi. Tunçtan yapılmış bu törensel nesneler, dairesel biçimleri ve hayvan figürleriyle dikkat çeker. Bazı örneklerde geyik ve boğa tasvirleri bulunur. Bu eserler daha sonra Cumhuriyet döneminin kültürel sembolleri arasında da görünürlük kazandı.
Alacahöyük buluntularının tarihî değeri, yalnızca altın ve gümüş eserlerin zenginliğinden ibaret değildir. Mezarların düzeni, hayvan kurbanları, silahlar, kişisel eşyalar ve törensel nesneler; Orta Anadolu’da yaşamış eski toplulukların toplumsal yapısı ve inanç dünyası hakkında önemli bilgiler verir.
Alacahöyük Neden Bir Dönüm Noktasıydı?
Alacahöyük kazıları, Türk arkeologlarının planlama, kazı, belgeleme, koruma ve yayınlama süreçlerini birlikte yürüttüğü uzun soluklu bir çalışma oldu. Kazı sırasında buluntuların derinlikleri ve yerleri kayıt altına alındı; mimari katmanlar çizildi ve sonuçlar raporlarla bilim dünyasına sunuldu.
Çalışmanın Türk Tarih Kurumu tarafından desteklenmesi, arkeolojinin Cumhuriyet’in kalıcı bilim kurumlarından biri hâline geldiğini gösteriyordu. Kazı sonuçları kitaplarla yayımlandı; 1937’de yayın hayatına başlayan Belleten dergisi de tarih ve arkeoloji araştırmalarının bilim çevrelerine ulaştırılmasında önemli rol üstlendi.
Atatürk, Alacahöyük kazılarının sonuçlarını yakından takip etti. Ortaya çıkarılan eserler, Anadolu’nun binlerce yıllık maden işçiliğini ve kültür birikimini gözler önüne seriyordu. Bu başarı, yeni kazıların başlatılması ve arkeoloji eğitimine daha fazla önem verilmesi için güçlü bir teşvik oluşturdu.
Etiyokuşu, Karaoğlan ve Ankara Kazıları
1930’lu yıllarda Ankara ve çevresi de yoğun arkeolojik araştırmalara sahne oldu. Etiyokuşu’nda yapılan çalışmalar tarih öncesi yerleşim izlerini ortaya çıkarırken Ankara Kalesi ve Çankırıkapı çevresindeki sondajlar şehrin farklı dönemlerine ait kalıntıların incelenmesini sağladı.
Remzi Oğuz Arık’ın Ankara’nın güneyindeki Karaoğlan’da yürüttüğü çalışma, bölgede eski bir yerleşimin varlığını gösterdi. Başkentin imarı sürerken toprağın altındaki tarihî katmanların araştırılması, yeni şehirleşme ile arkeolojik mirasın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu.
Trakya’daki tümülüsler, Orta Anadolu’daki höyükler ve farklı şehirlerdeki tarihî alanlar da araştırma programlarına dâhil edildi. Böylece Cumhuriyet arkeolojisi tek bir uygarlığa veya bölgeye odaklanmadı; Türkiye topraklarındaki farklı çağların izlerini bir bütün hâlinde incelemeye yöneldi.
Kazı Buluntularından Anadolu Medeniyetleri Müzesine
Cumhuriyet Dönemi Arkeolojik Çalışmaları ve Alacahöyük Kazıları
Kaynak: TRT Haber
Cumhuriyet’in ilk kazılarından çıkarılan eserlerin korunması ve sergilenmesi için Ankara’da güçlü bir müze düzenine ihtiyaç vardı. Başkentin ilk müze koleksiyonları farklı yapılarda muhafaza edildi. Ankara çevresinden ve Anadolu’nun başka bölgelerinden getirilen eserlerin sayısı arttıkça daha geniş bir müze kurulması gündeme geldi.
Ahlatlıbel, Karalar, Göllüdağ, Alacahöyük, Pazarlı ve diğer kazılardan gelen eserler, bugünkü Anadolu Medeniyetleri Müzesinin zengin koleksiyonunun oluşmasına katkı sağladı. Ankara Kalesi yakınındaki Mahmut Paşa Bedesteni ile Kurşunlu Han restore edilerek müze yapısına dönüştürüldü.
Bu müze, Anadolu’nun tarih öncesinden başlayarak farklı dönemlerini bir arada tanıtan önemli bir kültür merkezi hâline geldi. Alacahöyük’ün güneş kursları, maden eserleri ve diğer arkeolojik buluntular burada korunarak hem Türk milletinin hem de dünya bilim çevrelerinin ilgisine sunuldu.
Kazıdan çıkarılan bir eserin bilimsel değer kazanması için yalnızca bulunması yeterli değildir. Eserin çıkarıldığı yerin ve katmanın belgelenmesi, korunması, incelenmesi ve kamuya sunulması gerekir. Cumhuriyet döneminde kazı, müze ve yayın faaliyetlerinin birlikte geliştirilmesi, Türk arkeolojisinin kalıcı bir bilim alanı hâline gelmesini sağladı.
Türk Arkeologların Yetiştirilmesi
Cumhuriyet’in arkeoloji politikası yalnızca kazı açmaya dayanmıyordu. Bu çalışmaları gelecekte sürdürecek Türk bilim insanlarının yetiştirilmesi gerekiyordu. Devlet tarafından yurt dışına gönderilen gençler, arkeoloji, eski çağ tarihi, Hititoloji, Sümeroloji ve klasik filoloji gibi alanlarda eğitim aldı.
Bu kuşaktan Ekrem Akurgal, Halet Çambel, Jale İnan, Arif Müfid Mansel, Sedat Alp ve Tahsin Özgüç gibi isimler Türk arkeolojisinin gelişmesinde önemli görevler üstlendi. Yurt dışında kazandıkları bilimsel birikimi Türkiye’ye taşıyarak üniversitelerde öğrenci yetiştirdiler ve Anadolu’nun farklı bölgelerinde uzun soluklu kazılar yürüttüler.
1935’te Atatürk’ün özel gayretleriyle kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, tarih ve arkeoloji alanlarında uzman yetiştiren başlıca kurumlardan biri oldu. Fakülte bünyesinde arkeoloji, antropoloji, Hititoloji, Sümeroloji, eski çağ tarihi ve klasik filoloji gibi bölümler açıldı. Böylece eski eserleri yalnızca çıkaran değil, dillerini okuyabilen ve tarihî bağlamlarını değerlendirebilen bilim kadroları yetiştirildi.
Anadolu’nun Mirasına Sahip Çıkmak
Cumhuriyet’in arkeoloji yaklaşımı, Anadolu’da yaşamış bütün kültürlerin bıraktığı eserleri Türkiye’nin korunması gereken tarih mirası olarak kabul etti. Bu anlayış, Türk milletinin kendi vatanındaki tarihî birikimi araştırmasını ve gelecek kuşaklara aktarmasını sağladı.
Anadolu’nun Hitit, Hatti, Frig, Urartu, Lidya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserleri, farklı çağların birbirini takip eden tarih katmanlarıdır. Türk milleti Anadolu’yu vatan hâline getirirken bu büyük mirasın da koruyuculuğunu üstlenmiştir. Cumhuriyet’in ilk kazıları, bu sorumluluğun bilimsel kurumlarla yerine getirilmesinin başlangıcı oldu.
Arkeoloji aynı zamanda Türkiye’nin kendi geçmişini yabancı yayınlardan takip eden bir ülke olmaktan çıkmasına katkı sağladı. Türk araştırmacılar kazı alanlarında görev aldı, buluntuları kendi bilim kurumlarında inceledi ve sonuçları Türkçe yayınlarla dünyaya sundu. Bu gelişme, kültürel bağımsızlığın bilim alanındaki önemli adımlarından biridir.
Cumhuriyet’in İlk Kazılarının Kalıcı Mirası
Ahlatlıbel’de başlayan ve Alacahöyük’te büyük bir bilimsel başarıya dönüşen arkeoloji hamlesi, Türkiye’nin sonraki kazılarına temel hazırladı. Cumhuriyet’in yetiştirdiği arkeologlar; Karatepe, Kültepe, Perge, Side, Çayönü ve Anadolu’nun daha birçok önemli merkezinde dünya çapında çalışmalar gerçekleştirdi.
Bugün Türkiye, çok sayıda yerli ve uluslararası arkeoloji projesine ev sahipliği yapmaktadır. Bu büyük bilimsel birikimin temelinde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kazılara verilen destek, müzelerin geliştirilmesi ve uzman kadroların yetiştirilmesi bulunur.
Cumhuriyet’in ilk arkeolojik kazıları, Türk milletinin tarihî mirasa nasıl yaklaşması gerektiğini gösteren güçlü örneklerdir. Ahlatlıbel’de toprağın altından çıkarılan sade bir seramik parçası da Alacahöyük’ün altın ve tunç eserleri de aynı büyük amaca hizmet etmiştir: Anadolu’nun geçmişini bilimle aydınlatmak, korumak ve gelecek kuşaklara ulaştırmak.
Sık Sorulan Sorular
Cumhuriyet’in ilk millî arkeolojik kazısı hangisidir?
1933 yılında Hamit Zübeyr Koşay başkanlığında gerçekleştirilen Ahlatlıbel kazısı, Cumhuriyet’in ilk millî veya ilk Türk arkeolojik kazısı olarak kabul edilir.
Alacahöyük kazıları ne zaman başladı?
Alacahöyük’teki sistemli Cumhuriyet dönemi kazıları, Türk Tarih Kurumu tarafından 22 Ağustos 1935 tarihinde başlatıldı.
Alacahöyük kazılarında neler bulundu?
Kazılarda Erken Tunç Çağı’na ait kral mezarları, güneş kursları, altın ve gümüş takılar, tunç silahlar, kaplar, hayvan biçimli eserler ve çeşitli tören nesneleri bulundu.
Atatürk arkeolojik kazıları ziyaret etti mi?
Evet. Atatürk, 5 Mayıs 1933’te Ahlatlıbel kazısını ziyaret ederek Hamit Zübeyr Koşay’dan çalışmalar ve buluntular hakkında bilgi aldı. Alacahöyük kazılarının sonuçlarını da yakından takip etti.
Cumhuriyet döneminde arkeologlar nerede yetiştirildi?
Bazı öğrenciler eğitim için yurt dışına gönderildi. Türkiye’de ise İstanbul Üniversitesi ve 1935’te kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, arkeoloji ve eski çağ bilimleri alanında uzman yetiştiren başlıca kurumlar oldu.
İlk Cumhuriyet kazılarında bulunan eserler nerede sergileniyor?
Ahlatlıbel, Alacahöyük, Pazarlı ve diğer kazılardan çıkarılan eserlerin önemli bir bölümü Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesinde ve ilgili bölge müzelerinde korunup sergilenmektedir.
Kaynakça
- Türk Tarih Kurumu, “Tarihçe”. Kurumun kuruluşu, 1935 Alacahöyük kazısı ve Belleten’in yayına başlaması.
- Türk Tarih Kurumu Arşivi, “Mustafa Kemal Atatürk, Ahlatlıbel kazısında”, 5 Mayıs 1933 tarihli fotoğraf kaydı.
- Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı, “Atatürk Ahlatlıbel’de Kazıda”. Hamit Zübeyr Koşay’ın yönettiği kazı ve Şeref Akdik’in tablosu.
- Remzi Oğuz Arık, Türk Tarih Kurumu Tarafından Yapılan Alacahöyük Hafriyatı: 1935’teki Çalışmalara ve Keşiflere Ait İlk Rapor, Türk Tarih Kurumu kütüphane kaydı.
- Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Bir İdealin Peşinde: Atatürk ve Alaca Höyük”. Cumhuriyet döneminde Alacahöyük kazılarının başlaması.
- Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı, “Pazarlı”. Kazı dönemleri ve yerleşimin arkeolojik tabakaları.
- Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı, “Anadolu Medeniyetleri Müzesi”. Müze koleksiyonları ve sergilenen eserler.








