Türkçede Arapça ve Farsça Kelimeler Neden Bu Kadar Fazla?

turkcede neden bu kadar fazla arapca ve farsca kelime var

Bugün günlük hayatta kullandığımız kitap, kalem, insan, hayat, zaman, fikir, akıl, tarih, devlet, millet ve adalet gibi birçok kelime Arapça kökenlidir. Pencere, çarşı, pazar, bahçe, şehir, dost, can, renk, hafta ve bahar gibi sık kullandığımız başka kelimeler ise Farsçadan Türkçeye geçmiştir. Bu sözlerin önemli bir bölümü yüzyıllardır dilimizde bulunduğu için çoğu zaman yabancı olduklarını düşünmeden kullanırız.

Türkçedeki Arapça ve Farsça kelimelerin çokluğu, Türklerin kendi dillerinin yetersiz olmasından kaynaklanmaz. Türkçe, Orhun Yazıtlarından itibaren devlet yönetimini, toplumsal hayatı, tarihi ve düşünceyi anlatabilen güçlü bir dildir. Arapça ve Farsça kelimelerin yaygınlaşması; Türklerin İslam medeniyetine girmesi, İran coğrafyasıyla uzun süreli ilişki kurması ve büyük Türk devletlerinin bu medeniyet çevresinde ilim, sanat ve edebiyat üretmesiyle ilgilidir.

Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra din, hukuk, bilim ve eğitim alanlarında Arapça kaynaklarla karşılaştı. Farsça ise özellikle edebiyat, saray hayatı ve şehir kültüründe geniş bir etkiye sahipti. Karahanlılardan Selçuklulara, Osmanlılardan günümüze uzanan yaklaşık bin yıllık süreçte bu iki dilden çok sayıda kelime Türkçeye girdi.

Ancak Türkçe bu kelimeleri yalnızca olduğu gibi alan edilgen bir dil olmadı. Kelimelerin söylenişini değiştirdi, onlara Türkçe ekler getirdi, yeni anlamlar kazandırdı ve bazılarını Arapça veya Farsçadaki kullanımından farklılaştırdı. “Kitaplar”, “kitapçı”, “kitaplık” ve “kitapsız” derken Arapça kökenli bir sözü tamamen Türkçenin ek düzeni içinde kullanırız.

Bu nedenle Türkçedeki Arapça ve Farsça kelimeleri değerlendirirken iki gerçeği birlikte görmek gerekir: Türkçenin kendi köklerinden gelen çok güçlü bir söz varlığı vardır ve yüzyıllar boyunca başka medeniyetlerden aldığı kelimeleri de kendi bünyesinde işleyerek zenginleşmiştir. Dilimizin tarihi, yalnızca kelime almakla değil, aldığı sözlere Türkçe bir hayat kazandırmakla şekillenmiştir.

Arapça Kelimeler Türkçeye Ne Zaman Girmeye Başladı?

arapca kelimeler turkceye ne zaman girdi

Türklerle Araplar arasındaki ilişkiler İslamiyet’in kabulünden önce başlamış olsa da Arapçanın Türkçe üzerindeki güçlü etkisi Türklerin İslam medeniyetine dâhil olmasıyla belirginleşti. Karahanlılar döneminden itibaren dinî hayat, eğitim, hukuk ve bilim alanlarında kullanılan birçok Arapça terim Türkçeye girmeye başladı.

Kur’an’ın ve İslamî ilimlerin dili Arapçaydı. Tefsir, hadis, fıkıh, kelam, mantık, tıp ve matematik gibi alanlarda hazırlanan önemli eserlerin büyük bölümü Arapça yazılıyordu. Bu alanlarda eğitim gören Türk âlimleri ve devlet adamları, Arapça kelimeleri öğrendi ve bunların bir bölümünü Türkçe eserlerde kullanmaya başladı.

Din, ibadet ve ahlak çevresinde kullanılan dua, ibadet, iman, ahlak, helal, haram, sevap, sabır ve şükür gibi birçok kelime bu süreçte Türkçeye yerleşti. İlim, fikir, akıl, hikmet, cevap, soru, hesap, rakam ve kalem gibi eğitim ve düşünceyle ilgili sözler de zamanla günlük dilin parçası hâline geldi.

Arapça kelimelerin Türkçeye girişi yalnızca dinî sebeplerle açıklanamaz. Türklerin Abbâsî dünyasında askerî ve siyasî güç kazanması, ardından Karahanlı, Gazneli, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin İslam coğrafyasının önemli bölgelerine hâkim olması dil ilişkilerini daha da geliştirdi. Türkler bu medeniyetin yalnızca takipçisi değil; devlet kuran, şehirler geliştiren, medreseler açan ve ilim hayatına yön veren başlıca güçlerinden biri oldu.

Fârâbî, Bîrûnî, İbn Sînâ ve daha sonraki Türkistanlı âlimlerin bir bölümünün eserlerini dönemin ortak bilim dili olan Arapçayla yazması, Türklerin bu dili ilim üretmek için kullandığını gösterir. Avrupa’da yüzyıllar boyunca Latincenin bilim dili olarak kullanılması gibi Arapça da İslam medeniyeti içinde geniş bir ilmî ortaklık sağlamıştır.

Bu sebeple Arapçadan gelen kelimeler Türkçeye bir anda veya tek bir dönemde girmedi. Yüzyıllar boyunca din, bilim, hukuk, yönetim, ticaret ve günlük hayat aracılığıyla yayıldı. Bazıları yalnızca belirli ilim çevrelerinde kaldı; bazılarıysa halkın diline yerleşerek Türkçenin doğal parçaları hâline geldi.

Farsça Türkçeyi Neden Bu Kadar Etkiledi?

Türklerin Farsça ile teması da oldukça eski ve uzun sürelidir. Türk toplulukları tarih boyunca İran coğrafyası ve İran dilleri konuşan halklarla komşu olmuş, aynı şehirlerde yaşamış ve çeşitli devletler içinde birlikte bulunmuştur. Özellikle Gazneliler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve daha sonraki Türk devletleri döneminde bu ilişki büyük ölçüde güçlenmiştir.

Farsça, Orta Çağ İslam dünyasının önemli edebiyat ve kültür dillerinden biriydi. Şiir, hikâye, tarih yazıcılığı, devlet yazışmaları ve şehir hayatı çevresinde güçlü bir Farsça birikim bulunuyordu. Türk hükümdarları ve devlet adamları bu birikimi reddetmek yerine kendi kurdukları medeniyetin içinde değerlendirdiler.

Selçuklular, siyasî ve askerî bakımdan bir Türk devleti kurarken İran coğrafyasının yerleşik devlet ve yazışma geleneğinden de yararlandı. Bu dönemde Farsça devlet ve edebiyat çevresinde önemli bir yer kazandı. Ancak halkın, Türkmen topluluklarının ve Anadolu’ya yerleşen Oğuzların konuştuğu dil Türkçeydi. Türkçe aile içinde, orduda, köylerde, yaylalarda, pazarlarda ve sözlü kültürde yaşamayı sürdürdü.

Pencere, çarşı, pazar, bahçe, şehir, dost, düşman, can, renk, bahar, hafta, beraber ve çünkü gibi birçok kelime Farsçadan Türkçeye geçti. Bu sözlerin önemli bölümü doğrudan günlük hayatla ilgili olduğu için yalnızca edebî metinlerde kalmadı; halkın konuşma diline de yerleşti.

Farsça, bazı Arapça kelimelerin Türkçeye ulaşmasında da bir geçiş yolu oldu. İslam medeniyeti içinde Arapça kökenli birçok söz önce Farsçada kullanıldı, ardından Fars edebiyatı ve devlet geleneği aracılığıyla Türkçeye geçti. Bu nedenle Türkçedeki Arapça etkisini Farsçanın tarihî aracılığından tamamen ayrı düşünmek mümkün değildir.

Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde Türkçe

arapca farsca kelimelerin turkcelesmesi

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki dil hayatını yalnızca “Türkçe yerine Arapça ve Farsça kullanılıyordu” şeklinde açıklamak doğru değildir. Aynı toplum içinde farklı ihtiyaçlara ve çevrelere göre kullanılan çeşitli dil katmanları bulunuyordu. Arapça ilim ve din alanında, Farsça edebiyat ile bazı devlet çevrelerinde, Türkçe ise halkın günlük hayatında ve giderek genişleyen yazılı kültürde güçlü biçimde varlığını sürdürüyordu.

Anadolu’ya yerleşen Oğuz ve Türkmen topluluklarının konuştuğu Türkçe, bugün Türkiye Türkçesinin temelini oluşturdu. Anadolu Selçuklu ve beylikler döneminde Türkçe yalnızca evde veya köyde konuşulan bir dil değildi. Destanlar, menkıbeler, dinî öğütler ve şiirler Türkçe anlatılıyor; halk ozanları, dervişler ve âlimler geniş kitlelere Türkçeyle sesleniyordu.

Yunus Emre’nin şiirlerinin yüzyıllar sonra bile büyük ölçüde anlaşılabilmesi, Anadolu Türkçesinin halk içinde ne kadar sağlam biçimde yaşadığını gösterir. Yunus Emre, derin dinî ve felsefî düşünceleri Türkçenin sade fakat güçlü anlatımıyla dile getirdi. Âşık Paşa, Gülşehrî, Hoca Mesud ve daha birçok isim de Türkçenin yazı ve edebiyat dili olarak gelişmesine katkıda bulundu.

Beylikler döneminde Türkçe eserlerin sayısı arttı, Arapça ve Farsça eserler Türkçeye çevrildi. Böylece Türkçe, yeni kavramları karşılayarak ve kendi anlatım imkânlarını genişleterek güçlendi. Osmanlı Devleti de bu Türkçe mirası devraldı ve yüzyıllar içinde çok geniş bir yazılı kültür meydana getirdi.

Osmanlı döneminde devlet yazışmaları, tarih, şiir, hukuk, din ve bilim alanlarında kullanılan yazı dili, günlük konuşmaya göre daha ağır olabiliyordu. Özellikle yüksek edebiyat ve resmî yazışmalarda Arapça ile Farsça kelimeler, tamlamalar ve bazı kalıplar yoğun biçimde kullanıldı. Ancak bu durum Osmanlı Türkçesini Türkçeden ayrı bir dil yapmadı.

Osmanlı Türkçesinin dil bilgisi, fiil sistemi ve temel cümle düzeni Türkçeydi. “Devletimizin”, “kitaplardan”, “adaletsizlik”, “renksiz” ve “bahçemizde” gibi kelimelerde kök başka bir dilden gelmiş olsa bile iyelik, hâl, çokluk ve yapım ekleri Türkçedir. Cümlenin parçalarını birbirine bağlayan sistem de Türkçenin kendi düzenine dayanır.

Bu nedenle Osmanlı Türkçesini Türkçe, Arapça ve Farsçanın rastgele karışımından oluşmuş ayrı bir dil olarak göstermek doğru değildir. Osmanlı Türkçesi, Türkiye Türkçesinin tarihî dönemlerinden biridir. Arapça ve Farsça söz varlığının yoğunluğu metnin türüne, yazarına, dönemine ve hitap ettiği çevreye göre değişirdi.

Halkın Konuştuğu Türkçe Nasıldı?

Osmanlı dönemindeki bir divan şiiri, resmî belge veya ilmî eser okunup bütün toplumun aynı ağır dille konuştuğu düşünülmemelidir. Halkın konuştuğu Türkçe, yazılı edebiyatın en süslü örneklerine göre çok daha sade ve doğaldı. Anadolu’daki köylüler, Türkmenler, esnaf, askerler ve aileler günlük hayatlarını Türkçeyle sürdürüyorlardı.

Bugün ninelerimizden ve dedelerimizden duyduğumuz birçok kelime, deyim, atasözü ve cümle kalıbı yüzyıllar öncesinin Anadolu Türkçesine uzanır. Gelmek, gitmek, almak, vermek, yemek, içmek, görmek, bilmek, ev, su, yer, dağ, taş, ana, baba, kız ve oğlan gibi temel sözler Türkçenin güçlü omurgasını oluşturmuştur.

Elbette halk dilinde de Arapça ve Farsça kökenli kelimeler bulunuyordu. Ancak bunlar uzun süre kullanıldıkları için Türkçenin söyleyişine ve günlük hayatına uyarlanmıştı. Pazar, pencere, bahçe, dünya, insan, hayat ve zaman gibi kelimeler yalnızca eğitimli çevrelerde değil, toplumun geniş kesimleri arasında kullanılıyordu.

Türkçe ile ağır yazı dili arasındaki fark her dönemde ve her metinde aynı değildi. Halk hikâyeleri, destanlar, türküler, nasihatnameler ve sade dinî eserler konuşma diline daha yakındı. Divan şiirinin bazı örnekleri veya resmî yazışmalar ise sanat ve makam geleneğinin etkisiyle daha yoğun bir söz varlığı kullanabiliyordu.

Bu farklılık Osmanlı’ya veya Türklere özgü değildi. Tarih boyunca birçok medeniyette bilim, hukuk ve yüksek edebiyat dili günlük konuşmadan daha ağır olmuştur. Osmanlı dünyasında önemli olan, bütün bu dil katmanlarının Türk devlet ve kültür hayatı içinde birlikte kullanılmasıdır.

Arapça ve Farsça Kelimeler Nasıl Türkçeleşti?

Bir kelimenin başka bir dilden gelmesi, onun Türkçede hiçbir değişiklik yaşamadan kaldığı anlamına gelmez. Türkçe, aldığı kelimeleri kendi ses düzenine, ek sistemine ve cümle yapısına uyarlar. Kelime zamanla Türkçe konuşanların söyleyişine girer, yeni anlamlar kazanır ve farklı sözlerle birleşir.

Arapçadaki bazı kelimeler Türkçede yan yana söylenmesi güç ünsüzler taşıdığı için aralarına ünlü almıştır. “İlm” Türkçede “ilim”, “fikr” “fikir”, “sabr” “sabır”, “hükm” ise “hüküm” olmuştur. “Vakt” sözü de Türkçede “vakit” biçimini kazanmıştır. Bu söyleyişler Türkçenin ses düzeninin kelimeler üzerindeki etkisini gösterir.

Kelimenin kökeni Arapça veya Farsça olsa bile aldığı ekler Türkçedir. “Fikirlerimizden”, “adaletsizlik”, “kitapçılar”, “renkli”, “bahçemizde”, “zamansız” ve “dostluk” gibi kelimeler Türkçenin üretme gücüyle oluşur. Arapça “kitap” sözüne Türkçe “-çı” eki getirilerek “kitapçı”, Farsça “dost” sözüne Türkçe “-luk” eki getirilerek “dostluk” oluşturulur.

Bazı kelimeler Türkçede kaynak dilde bulunmayan anlamlar da kazanmıştır. Bu nedenle bugün Türkçede kullandığımız Arapça veya Farsça kökenli bir söz, aynı kelimenin Arapça ya da Farsçadaki güncel karşılığıyla her zaman tam olarak örtüşmez. Kelime, Türk toplumunun hayatı içinde kendine özgü bir anlam kazanmış olabilir.

Arapça ve Farsça Kelimeler Türkçeyi Başka Bir Dil Yapar mı?

turkcedeki arapca ve farsca kelimeler

Bir dilin kimliğini yalnızca kullandığı kelimelerin kökeni belirlemez. Dilin cümle düzeni, fiil çekimleri, ek sistemi, ses özellikleri ve kelime üretme biçimi de son derece önemlidir. Türkçedeki Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin çokluğu, Türkçeyi Arapça veya Farsçanın bir kolu hâline getirmez.

İngilizcede Fransızca ve Latince kökenli çok sayıda kelime bulunmasına rağmen İngilizce bir Germen dilidir. Benzer biçimde Türkçe de yüzyıllar boyunca başka dillerden kelime almış; fakat eklemeli yapısını, fiil sistemini ve temel cümle düzenini korumuştur.

“İnsanlar bahçedeki kitapları dikkatle okudular” cümlesinde insan ve kitap Arapça, bahçe Farsça kökenlidir. Fakat “-lar”, “-deki”, belirtme eki “-ı”, “dikkatle” sözündeki araç bildiren ek, “oku-” fiili ve geçmiş zaman çekimi Türkçenin düzeni içinde kullanılmıştır. Cümlenin nasıl kurulduğunu belirleyen ana sistem Türkçedir.

Üstelik kelime alışverişi yalnızca tek yönlü olmamıştır. Türklerin İslam dünyasında yüzyıllar boyunca askerî ve siyasî güç olması sonucunda Türkçe kelimeler de Arapça ve Farsçaya geçmiştir. Ordu, yönetim, askerlik, unvanlar, giyim ve günlük hayatla ilgili Türkçe sözler farklı dillere yayılmıştır.

Bu karşılıklı etkileşim, Türklerin medeniyet içinde silindiğini değil, geniş bir coğrafyada belirleyici aktörlerden biri olduğunu gösterir. Türkler yalnızca kelime alan bir topluluk olmamış; devlet düzeni, askerî teşkilat, sanat, mimari, yemek kültürü ve günlük hayat aracılığıyla çevre dillere de kendi sözlerini taşımıştır.

Türkçede En Çok Kullanılan Arapça Kökenli Kelimeler

Türkçedeki yaygın Arapça kökenli kelimeler arasında kitap, kalem, insan, hayat, dünya, zaman, fikir, akıl, cevap, soru, ilim, tarih, devlet, millet, vatan, hukuk, adalet, medeniyet, ahlak, sabır, şükür, merhamet, ihtiyaç, hareket, dikkat, sebep ve sonuç gibi sözler bulunur.

Bu kelimelerin bazıları din, bilim ve devlet hayatı yoluyla Türkçeye girmiş; zamanla günlük konuşmanın parçası olmuştur. Bugün “zamana ihtiyacım var”, “fikrimi söyledim” veya “kitabı okudum” derken kullandığımız kelimeler Türkçe cümle yapısının içinde doğal biçimde yer alır.

Aynı kökten gelen kelimelerin tamamı Türkçede yaşamamış olabilir. Osmanlı dönemindeki bazı Arapça sözler zamanla kullanımdan düşmüş, daha yaygın Türkçe karşılıklar öne çıkmıştır. Buna karşılık halkın benimsediği ve yüzyıllardır kullandığı birçok söz varlığını korumuştur.

Türkçede En Çok Kullanılan Farsça Kökenli Kelimeler

Türkçede yaygın biçimde kullanılan Farsça kökenli sözler arasında pencere, çarşı, pazar, bahçe, şehir, dost, düşman, can, renk, bahar, hafta, beraber, çünkü, her, ateş ve ayna gibi kelimeler sayılabilir.

Farsçadan gelen “hane” unsuru da Türkçede yeni kelimeler kurulmasında kullanılmıştır. Hastane, eczane, postane, dershane ve yemekhane gibi sözler farklı kökenlerden gelen unsurların Türkçe kullanım içinde birleşmesine örnektir. Bazı kelimeler tarih içinde Türkçe söyleyişe göre kısalmış veya yeni biçimler kazanmıştır.

Farsça kökenli “-dar”, “-kâr”, “-gâh” ve “-hane” gibi bazı ek ve unsurlar da tarihî yazı dilinde kullanılmıştır. Haberdar, sanatkâr, dergâh ve kütüphane gibi kelimeler bu uzun kültürel ilişkinin izlerini taşır.

Dil Devrimi Bu Kelimeleri Nasıl Etkiledi?

Cumhuriyet döneminde Türkçenin eğitimde, bilimde ve devlet hayatında daha açık ve anlaşılır biçimde kullanılması amacıyla kapsamlı dil çalışmaları yapıldı. Eski metinlerde kullanılan fakat halkın anlamakta zorlandığı bazı Arapça ve Farsça kelimelerin yerine Türkçe köklerden yeni karşılıklar üretildi veya halk dilinde yaşayan sözler yeniden yazı diline kazandırıldı.

Bu çalışmalar sonucunda bazı yeni kelimeler hızla benimsendi. Bununla birlikte yüzyıllardır günlük dilde yaşayan kitap, kalem, insan, hayat, zaman, pencere, pazar ve bahçe gibi kelimeler kullanılmaya devam etti. Çünkü bir kelimenin toplum tarafından benimsenmesi yalnızca kökenine değil, günlük hayattaki yerine de bağlıdır.

Bugünkü Türkiye Türkçesi hem eski Türkçe köklerden gelen sözleri hem yüzyıllar içinde Türkçeleşmiş Arapça ve Farsça kelimeleri hem de yakın çağlarda Batı dillerinden alınan bazı kelimeleri birlikte taşır. Dilimizin zenginliğini anlamak için bu tarihî katmanları birbirine düşman olarak görmek gerekmez.

Arapça ve Farsça Kelimeler Türkçeden Çıkarılmalı mı?

Bir kelimenin kullanılıp kullanılmaması yalnızca kökenine göre belirlenmez. Türkçede açık, anlaşılır ve yerleşmiş bir karşılığı varsa onu kullanmak dilimizin kendi üretim gücünü destekler. Ancak yüzyıllardır halkın dilinde yaşayan bir sözü yalnızca yabancı kökenli olduğu için Türkçenin dışında saymak da dilin tarihî gelişimini görmezden gelmek olur.

Önemli olan Türkçenin yeni kavramları kendi imkânlarıyla karşılayabilmesi, gereksiz yabancı kelime kullanımına teslim olmaması ve mevcut söz varlığını bilinçli biçimde kullanmasıdır. Türkçe köklerden yeni kelimeler üretmek, eski sözlerimizi yaşatmak ve yerleşmiş kelimelerin tarihini bilmek aynı anda mümkündür.

Türkçeyi korumak, tarih boyunca kazandığı bütün kelimeleri reddetmek anlamına gelmez. Asıl amaç, dilimizin cümle yapısını, kelime üretme gücünü ve kendine özgü söyleyişini canlı tutmaktır. Türkçe, farklı dönemlerde aldığı kelimeleri kendi kurallarıyla işleyebildiği için güçlü kalmıştır.

Türkçede Arapça ve Farsça Kelimeler Neden Fazladır?

Türkçedeki Arapça ve Farsça kelimelerin yaygınlığı, Türklerin yaklaşık bin yıl boyunca İslam medeniyeti içinde kurduğu güçlü tarihî ilişkilerin sonucudur. Arapça din, hukuk ve bilim alanlarında; Farsça ise edebiyat, devlet geleneği ve şehir kültüründe etkili olmuştur. Karahanlı, Gazneli, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bu kelimelerin bir bölümü Türkçeye yerleşmiştir.

Fakat bu süreç Türkçenin kimliğini ortadan kaldırmamıştır. Anadolu’daki Oğuz ve Türkmen halkı Türkçe konuşmayı sürdürmüş; destanlarını, türkülerini, masallarını ve günlük hayatını Türkçeyle anlatmıştır. Türkçe aynı zamanda devletin, ordunun, edebiyatın ve geniş bir yazılı kültürün dili olarak gelişmiştir.

Bugün kullandığımız Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin büyük bir bölümü Türkçe ekler alır, Türkçe cümleler içinde kullanılır ve çoğu zaman kaynak dildekinden farklı anlamlar taşır. Bu sözler, yüzyıllar süren Türk tarihinin dilimizde bıraktığı izlerdir.

Türkçenin asıl gücü, başka medeniyetlerle temas ederken kendi yapısını koruyabilmesi ve karşılaştığı kavramları kendi dünyasına katabilmesidir. Orhun Yazıtlarının köklü Türkçesi, Anadolu Türkmenlerinin konuşma dili, Selçuklu ve Osmanlı kültürü ile günümüz Türkiye Türkçesi aynı büyük tarihî gelişimin parçalarıdır.

Sık Sorulan Sorular

Türkçede neden çok sayıda Arapça kelime vardır?

Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi ve İslam medeniyeti içinde büyük devletler kurmasıyla Arapça; din, bilim, hukuk ve eğitim alanlarında etkili olmuştur. Bu uzun tarihî ilişki sonucunda birçok Arapça kelime Türkçeye yerleşmiştir.

Farsça kelimeler Türkçeye nasıl geçti?

Türklerin İran coğrafyasıyla uzun süreli ilişkileri, Gazneli ve Selçuklu dönemleri ile Farsçanın edebiyat ve devlet çevrelerindeki etkisi bu geçişte belirleyici olmuştur. Günlük hayat ve şehir kültürüyle ilgili birçok Farsça kelime zamanla halk diline de yerleşmiştir.

Osmanlı Türkçesi Arapça ve Farsça karışımı ayrı bir dil miydi?

Hayır. Osmanlı Türkçesi, Türkiye Türkçesinin tarihî dönemlerinden biridir. Söz varlığında Arapça ve Farsça unsurlar yoğunlaşmış olsa da dil bilgisi, fiil sistemi ve temel cümle yapısı Türkçedir.

Osmanlı döneminde halk hangi dili konuşuyordu?

Anadolu’daki halkın, Oğuzların ve Türkmenlerin temel konuşma dili Türkçeydi. Günlük konuşma, resmî belgeler ve süslü edebî metinlere göre daha sadeydi. Halkın kullandığı Türkçe, günümüz Türkiye Türkçesinin temelini oluşturdu.

Arapça ve Farsça kökenli kelimeler Türkçe sayılır mı?

Köken bakımından Arapça veya Farsça olan fakat yüzyıllardır Türkçede kullanılan kelimeler, Türkçe söz varlığının yerleşmiş unsurlarıdır. Bu kelimeler Türkçe ekler alır, Türkçe cümle düzeni içinde kullanılır ve zaman zaman yeni anlamlar kazanır.

Arapça ve Farsça kelimeler Türkçenin yapısını değiştirdi mi?

Söz varlığını önemli ölçüde etkilemişlerdir; ancak Türkçenin eklemeli yapısı, fiil çekimleri ve temel cümle düzeni korunmuştur. Kelimelerin kökeni değişebilse de onları işleyen sistem Türkçedir.

Türkçeden Arapça ve Farsçaya kelime geçti mi?

Evet. Türklerin yüzyıllar boyunca İslam dünyasında askerî ve siyasî güç olması sonucunda özellikle ordu, yönetim, unvanlar, giyim ve günlük hayatla ilgili Türkçe kelimeler Arapça ve Farsçaya geçmiştir. Dil etkileşimi tek yönlü değildir.

Türkçedeki bütün yabancı kökenli kelimeler çıkarılmalı mı?

Türkçenin kendi köklerinden kelimeler üretmesi ve gereksiz yabancı kelime kullanımından kaçınılması önemlidir. Ancak yüzyıllardır halkın benimsediği kelimeleri yalnızca kökenleri nedeniyle dilin dışında saymak Türkçenin tarihî gelişimini yok saymak olur.

Kaynakça

Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi.

Zeynep Korkmaz, Türkiye Türkçesi Grameri: Şekil Bilgisi.

Nurettin Demir ve Emine Yılmaz, Türk Dili El Kitabı.

Türk Dil Kurumu, “Türkçenin Etkilendiği Diller ve Sonrasında” başlıklı yayın.

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Osmanlı Türkçesi” maddesi.

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Dâhil” ve “Galat” maddeleri.

Zeynep Korkmaz, “Eski Anadolu Türkçesinin Türk Dili Tarihindeki Yeri”.

Mustafa S. Kaçalin, Türkçede Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin tarihî gelişimi üzerine çalışmalar.

Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük ve Güncel Türkçe Sözlük.