Eski Türkçe ile Günümüz Türkçesi Ne Kadar Benziyor?

eski turkce ile gunumuz turkcesi ne kadar benziyor

Bugün konuştuğumuz Türkiye Türkçesi ile Orhun Yazıtlarında karşımıza çıkan Eski Türkçe arasında yaklaşık 1300 yıllık bir zaman vardır. Bu uzun süre içinde Türkler farklı coğrafyalara yayılmış, çok sayıda devlet kurmuş, farklı alfabeler kullanmış ve çeşitli medeniyetlerle temas etmiştir. Buna rağmen Türkçenin temel kelimeleri, eklemeli yapısı ve cümle kurma düzeni güçlü biçimde yaşamaya devam etmiştir.

Eski Türkçe ile günümüz Türkçesi, birbirinden kopuk iki ayrı dil değildir. Bunlar Türkçenin farklı çağlardaki biçimleridir. Günümüzde konuştuğumuz Türkiye Türkçesi, Türk dilinin Oğuz kolunda gelişerek Anadolu’da ve çevresindeki geniş coğrafyada bugünkü biçimini kazanmıştır. Bu gelişim sırasında sesler değişmiş, yeni kelimeler dile girmiş ve bazı eski sözler kullanımdan çekilmiş; ancak dilimizin ana yapısı korunmuştur.

Orhun Yazıtlarının Latin harflerine aktarılmış metinlerine baktığımızda “Türk”, “ben”, “sen”, “yer”, “su”, “taş”, “at”, “kız”, “oğul”, “kişi”, “bilge”, “almak”, “bilmek”, “kalmak” ve “işitmek” gibi bugün de kullandığımız birçok kelimeyle karşılaşırız. Bazı kelimeler ise küçük ve düzenli ses değişimleriyle günümüze ulaşmıştır. Eski Türkçedeki “kök”, “kel-”, “kör-” ve “bol-” biçimleri Türkiye Türkçesinde “gök”, “gel-”, “gör-” ve “ol-” hâline gelmiştir.

Bu benzerlik yalnızca birkaç kelimenin tesadüfen aynı kalmasından ibaret değildir. Türkçenin kelime köklerine ek getirme biçimi, çokluk ve hâl ekleri, fiillerin zaman ve kişi ekleriyle çekimlenmesi, ünlü uyumu ve yüklemin çoğunlukla cümlenin sonunda bulunması gibi temel özellikler de eski dönemlerden günümüze uzanır.

Eski Türkçe metinleri okumak bu nedenle yabancı bir dilin kalıntılarını incelemek anlamına gelmez. Kendi dilimizin yüzyıllar önceki sesini dinlemek demektir. Bazı kelimeleri hemen tanır, bazılarını geçirdikleri ses değişimlerini öğrendiğimizde anlar, artık kullanılmayan bazı sözler içinse sözlüğe başvururuz. Fakat bütün bu metinlerin temelinde bize ait ve tanıdık bir dil düzeni bulunmaktadır.

Eski Türkçe Nedir ve Hangi Dönemleri Kapsar?

eski turkce ve gunumuz turkcesi

Eski Türkçe, Türk dilinin yazılı belgeler üzerinden ayrıntılı biçimde takip edilebildiği ilk büyük tarihî dönemlerden biridir. Köktürk ve Eski Uygur Türkçesi bu dönemin temel yazı dilleri olarak kabul edilir. Bazı dil tarihi sınıflandırmalarında Karahanlı Türkçesi de Eski Türkçe içinde ele alınırken bazı araştırmacılar onu Orta Türkçenin başlangıcı olarak değerlendirir.

Bu dönemin en tanınmış eserleri arasında Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları yer alır. VIII. yüzyılda dikilen bu eserler, Türk adını, Türk milletini ve Türk devlet anlayışını doğrudan Türkçe sözlerle anlatır. Yazıtların dili, Türkçenin o dönemde devlet yönetimini, tarihi, mücadeleyi, birliği ve gelecek nesillere bırakılacak öğütleri ifade edebilecek kadar gelişmiş olduğunu gösterir.

Göktürklerden sonra Uygurlar, Türkçeyle çok sayıda dinî, hukukî, edebî ve günlük metin meydana getirmiştir. Türkçe bu dönemde Göktürk alfabesinin yanı sıra Uygur, Soğd, Mani ve Brahmi gibi çeşitli yazı sistemleriyle yazılmıştır. Kullanılan alfabeler ve ele alınan konular değişmiş olsa da Türkçenin temel yapısı yaşamayı sürdürmüştür.

Karahanlı döneminde Türklerin İslam medeniyeti içindeki yeri güçlenmiş ve Arap alfabesiyle Türkçe eserler yazılmaya başlanmıştır. Kutadgu Bilig, Dîvânu Lugâti’t-Türk ve Atabetü’l-Hakayık gibi eserler Türkçenin yeni bir medeniyet çevresine girerken kendi ifade gücünü koruduğunu gösterir. Türkçe, yeni dinî ve ilmî kavramları karşılamış; kendi köklerinden kelimeler üretirken başka dillerden aldığı sözleri de kendi düzeni içinde kullanmıştır.

Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki yazı dili XIII. yüzyıldan itibaren güçlü biçimde takip edilebilir. Eski Anadolu Türkçesiyle başlayan bu yazı dili, Selçuklu ve beylikler çevresinden Osmanlı dönemine, oradan da günümüz Türkiye Türkçesine ulaşmıştır. Yunus Emre, Âşık Paşa, Dede Korkut anlatıları ve daha sonraki Anadolu eserleri bu gelişim yolunun önemli duraklarıdır.

Dolayısıyla Türkiye Türkçesinin tarihi yalnızca Anadolu’da başlamaz. Anadolu’da gelişen Oğuz Türkçesinin gerisinde Türkistan’daki uzun Türk dili birikimi bulunur. Orhun Yazıtlarından Dede Korkut’a, Yunus Emre’den bugünün Türkçesine uzanan yol, farklı çağlarda ve coğrafyalarda gelişen büyük bir devamlılığın parçalarıdır.

Türkiye Türkçesi Eski Türkçenin Devamı mıdır?

Türkiye Türkçesi, Türkçenin Oğuz kolunda gelişerek günümüze ulaşmış devamıdır. Orhun Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasında yüzyıllar, farklı coğrafyalar ve lehçe gelişmeleri bulunsa da iki dönem aynı büyük Türk dili tarihine aittir. Bu tarihî bağ, yalnızca ortak birkaç kelimeye değil, dilin temel yapısına dayanır.

Türk dili zaman içinde Oğuz, Kıpçak, Karluk, Sibirya ve diğer sahalarda çeşitli kollara ayrılmıştır. Türkiye Türkçesi Oğuz sahasında gelişirken Kazak ve Kırgız Türkçeleri Kıpçak sahasında, Özbek ve Yeni Uygur Türkçeleri Karluk sahasında kendi özelliklerini kazanmıştır. Bu dillerin her biri ortak Türkçe mirasın farklı özelliklerini bugüne taşımaktadır.

Türkiye Türkçesinde zamanla değişen bir eski kelime, başka bir Türk dilinde eski biçimine daha yakın şekilde korunmuş olabilir. Örneğin Eski Türkçedeki “kök” kelimesi Türkiye Türkçesinde “gök” olmuş; Kazakça ve Kırgızca gibi bazı Türk dillerinde ise “kök” biçiminde yaşamıştır. Eski “bol-” fiili Türkiye Türkçesinde “ol-” biçimini alırken Türk dünyasının başka bölgelerinde “bol-” olarak varlığını sürdürmüştür.

Bu çeşitlilik, Türk dünyasındaki dil bağını zayıflatmaz. Tam tersine ortak dil hazinemizin farklı Türk toplulukları tarafından nasıl korunduğunu gösterir. Orhun Yazıtlarında bulunan bir kelimenin bugün Anadolu’da, Azerbaycan’da, Türkmenistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da veya Sibirya’daki bir Türk topluluğunda farklı biçimlerle yaşaması aynı tarihî kökün genişliğini ortaya koyar.

Eski Türkçeden Günümüze Ulaşan Kelimeler

gunumuz turkcesi ve eski turkce ne kadar benziyor

Eski Türkçe ile günümüz Türkçesi arasındaki devamlılığın en görünür örnekleri temel kelimelerdir. İnsanların kendisini, ailesini, çevresini ve günlük hareketlerini anlatmak için kullandığı sözler, dillerin en dayanıklı bölümünü oluşturur. Türkçede de bu tür yüzlerce kelime yüzyılları aşarak bugüne ulaşmıştır.

“Ben”, “sen”, “biz” ve “siz” gibi kişi zamirleri eski Türkçe metinlerde de yer alır. Eski dönemde “ben” yanında “men” biçimi de görülür. Günümüzde Türkiye Türkçesinde “ben”, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe ve başka Türk dillerinde ise “men” biçiminin kullanılması, aynı eski sözün Türk dünyasındaki farklı gelişimini gösterir.

“Yer”, “su”, “taş”, “at”, “baş”, “kız”, “oğul”, “kişi”, “il” ve “bilge” gibi kelimeler de eski Türkçeden günümüze ulaşmıştır. Bazıları biçimini ve anlamını büyük ölçüde korurken bazıları yeni anlamlar kazanmıştır. Eski Türkçede devlet, ülke ve siyasî düzen anlamı taşıyan “il” kelimesi, Türkiye Türkçesinde daha çok idarî bir bölgeyi ifade etmektedir. Bununla birlikte kelimenin eski anlamlarının izleri Türk dünyasında ve halk söyleyişlerinde yaşamaktadır.

Fiillerdeki devamlılık da son derece güçlüdür. “Al-”, “bil-”, “kal-”, “öl-”, “işit-”, “otur-”, “yarat-” ve “yat-” gibi fiillerin kökleri eski metinlerde açıkça görülür. Bugün bu fiillere “-mak/-mek” ekini getirerek kullandığımız gibi eski Türkçede de fiil kökleri çeşitli eklerle genişletilmiş ve çekimlenmiştir.

Bazı kelimeler ise düzenli ses değişimleri geçirerek günümüze ulaşmıştır. Eski Türkçedeki “tag” Türkiye Türkçesinde “dağ”, “temir” sözü “demir”, “til” kelimesi “dil”, “tiz” kelimesi ise “diz” olmuştur. Kelime başındaki bazı “t” seslerinin “d”ye dönüşmesi, Oğuz Türkçesinin belirgin ses özelliklerinden biridir.

Benzer şekilde “kel-” fiili “gel-”, “kör-” fiili “gör-”, “kün” kelimesi “gün” ve “kök” kelimesi “gök” biçimini almıştır. Türkiye Türkçesinde kelime başındaki bazı “k” sesleri zamanla “g”ye dönüşmüş; buna karşılık diğer Türk dillerinin bir bölümünde eski ses korunmuştur.

Eski Türkçedeki “bir-” fiili Türkiye Türkçesinde “ver-” hâline gelmiştir. Azerbaycan Türkçesindeki “ver-” ve Kazakça ile Kırgızcadaki “ber-” biçimleri aynı tarihî köke uzanır. Eski Türkçedeki “bol-” fiili Türkiye Türkçesinde başındaki sesin düşmesiyle “ol-” biçimini kazanmıştır.

“Ulug” kelimesi sonundaki sesin düşmesiyle “ulu” olmuştur. Büyük, yüce ve saygın anlamı bugün de yaşamaktadır. Eski Türkçedeki “edgü” kelimesi ise tarih içinde “eygü” ve “eyü” gibi aşamalardan geçerek “iyi” biçimine ulaşmıştır. Bugün eski Anadolu metinlerinde gördüğümüz “eyü” sözü, bu uzun gelişim yolunun halkalarından biridir.

“Tengri” veya “Teñri” kelimesi de Türkiye Türkçesinde “Tanrı” biçimiyle yaşamaktadır. Türk dünyasının farklı bölgelerinde Tengri, Teñir ve Tañrı gibi biçimlerle karşılaşılması, bu kelimenin ortak Türkçe içindeki köklü yerini gösterir.

Türkçenin Eklemeli Yapısı Nasıl Korundu?

Türkçenin en belirgin özelliklerinden biri, kelime köklerine ekler getirerek yeni kelimeler ve anlamlar oluşturmasıdır. Bu yapı eski Türkçede de günümüz Türkiye Türkçesinde de dilin temelini oluşturur. Kelime kökü çoğunlukla korunur ve ekler belirli bir düzen içinde kökün sonuna getirilir.

Bugün “bil-” kökünden “bilgi”, “bilge”, “bilgin”, “bilmek” ve “bilgisiz” gibi sözler üretiriz. Eski Türkçede de “bil-” kökü farklı eklerle genişletilmiştir. “Bilge” kelimesinin 1300 yıl önce Bilge Kağan’ın unvanında yer alması ve bugün aynı anlam çevresinde kullanılması bu devamlılığın güzel örneklerinden biridir.

Çokluk bildiren “-lar/-ler” eki de eski Türkçeden günümüze ulaşmıştır. Orhun Yazıtlarında geçen “begler”, bugünkü “beyler” kelimesinin eski biçimidir. Kökün sesi değişmiş; fakat kelimenin çoğul yapılma biçimi yaşamaya devam etmiştir.

Bulunma bildiren “-da/-de” ile görülen geçmiş zamanı bildiren “-dı/-di” eklerinin eski biçimleri de yazıtlarda bulunmaktadır. Fiil köklerine olumsuzluk, zaman ve kişi bildiren unsurların eklenmesi Türkçenin tarihî dönemlerinde de temel bir kuraldır. Eklerin bazı biçimleri ve görevleri değişmiş olsa da sistemin ana mantığı korunmuştur.

Bu nedenle Eski Türkçeden alınan bir kelimeyi yalnız başına incelemek her zaman yeterli değildir. Kelimenin aldığı eklere ve cümle içindeki yerine bakıldığında günümüz Türkçesiyle olan bağ çok daha belirgin hâle gelir.

Ünlü Uyumu Eski Türkçede de Var mıydı?

Ünlü uyumu, Türkçenin eski dönemlerinden günümüze kadar taşıdığı temel ses özelliklerinden biridir. Eklerin kelimedeki ünlülere göre kalın veya ince biçimler alması, dilimizin ahengini ve düzenini oluşturur. Bugün “atlar” fakat “evler”, “taşta” fakat “evde” dememizin temelinde bu sistem bulunmaktadır.

Göktürk alfabesinde bazı ünsüzlerin kalın ve ince ünlülü kelimeler için ayrı işaretlerle gösterilmesi, ünlü uyumunun yazı sistemine de yansıdığını ortaya koyar. Kelimedeki bütün ünlüler yazılmasa bile kullanılan işaretlerden sözün kalın mı yoksa ince mi okunacağı anlaşılabilirdi.

Türkçe tarih boyunca başka dillerden çok sayıda kelime almasına rağmen kendi ek düzenini korumuştur. Arapça, Farsça, Fransızca veya başka bir dilden gelen kelime Türkçede kullanıldığında çoğul, hâl ve iyelik eklerini Türkçenin kurallarına göre alır. “Kitaplar”, “şehirler”, “kalemde” ve “saatimiz” gibi örnekler, Türkçenin aldığı kelimeleri kendi dil düzenine kattığını gösterir.

Eski Türkçe ile Günümüz Türkçesinin Cümle Yapısı

Eski Türkçe ile günümüz Türkçesi arasındaki en güçlü bağlardan biri de cümle kuruluşudur. Türkçede temel söz dizimi genel olarak özne, nesne ve yüklem biçimindedir. Yüklem çoğunlukla cümlenin sonunda bulunur. Bu özellik Orhun Yazıtlarında da Anadolu’da gelişen Türkçe metinlerde de günümüz Türkiye Türkçesinde de görülür.

Niteleyici sözlerin isimlerden önce gelmesi, tamlamaların kuruluşu ve yardımcı unsurların ana unsurdan önce kullanılması da tarihî devamlılık gösterir. Elbette Türkçe vurguya ve anlatılmak istenen düşünceye göre farklı kelime dizilişlerine izin veren esnek bir dildir. Bu esneklik hem eski metinlerde hem de bugünkü konuşma dilinde görülmektedir.

Orhun Yazıtlarındaki “Üze kök tengri, asra yağız yer” ifadesi “Üstte mavi gök, altta yağız yer” biçiminde anlaşılır. Kelimelerin bir bölümü ses değiştirmiş olsa da sözlerin kuruluşu ve karşıtlık üzerinden kurulan anlatım bugünkü Türkçeye yabancı değildir.

Yazıtlarda aç milletin doyurulması, çıplak milletin giydirilmesi ve az milletin çoğaltılması anlatılırken kullanılan paralel cümleler de Türkçenin güçlü ifade düzenini gösterir. Aynı eklerin ve benzer cümle kalıplarının tekrarlanması, sözleri hem etkili hem de akılda kalıcı hâle getirir.

Göktürk Döneminden Bir Türk ile Bugün Anlaşabilir miydik?

eski turkce gunumuzdeki gibi miydi

Göktürk döneminden bir Türk ile günümüzde yaşayan bir Türkiye Türkü karşılaşsaydı ilk anda bütün cümleleri eksiksiz anlamaları kolay olmazdı. Yaklaşık 1300 yıl boyunca değişen telaffuz, kullanımdan çekilen kelimeler ve yeni sözler iletişimi zorlaştırırdı. Fakat konuşma bütünüyle yabancı da gelmezdi.

Ben, sen, yer, su, taş, at, kız, oğul, kişi, bilmek, almak, kalmak ve işitmek gibi temel kelimeler iki taraf arasında güçlü bir bağ kurardı. “Kök” ile “gök”, “kel-” ile “gel-”, “kör-” ile “gör-” ve “bol-” ile “ol-” arasındaki ses ilişkileri fark edildiğinde anlaşılabilirlik giderek artardı.

Üstelik bugünkü Türkiye Türkü yalnızca Türkiye Türkçesini değil, Azerbaycan, Türkmen, Kazak, Kırgız veya diğer Türk dillerinden bazı kelimeleri de biliyorsa eski söyleyişleri tanıması kolaylaşabilirdi. Çünkü Türkiye Türkçesinde değişmiş bazı eski biçimler, Türk dünyasının başka bölgelerinde yaşamaya devam etmektedir.

Buradaki güçlük, iki tarafın farklı milletlere veya bütünüyle ayrı dillere mensup olmasından değil, aynı dilin çok uzak çağlarında yaşamalarından kaynaklanır. Bugün birkaç yüzyıl önce yazılmış Anadolu metinlerini bile ilk bakışta anlamakta zorlanabiliriz. Buna rağmen o metinleri Türkçenin ve kendi kültür tarihimizin bir parçası olarak görürüz.

Aynı durum Orhun Türkçesi için de geçerlidir. Göktürk harflerini, tarihî ses değişimlerini ve artık kullanılmayan kelimeleri öğrendikçe metinlerin bize olan yakınlığı belirginleşir. Taş üzerindeki işaretler ilk bakışta uzak görünse de sözlerin içine girdiğimizde kendi dilimizin kökleriyle karşılaşırız.

Türkçe 1300 Yılda Neden Değişti?

Her yaşayan dil zaman içinde değişir. Türkçe de Türk topluluklarının geniş coğrafyalara yayılması, farklı devletler kurması ve yeni kültür çevreleriyle temas etmesi sonucunda gelişmiştir. Bu değişim bir kopuş değil, Türkçenin farklı çağların ve coğrafyaların ihtiyaçlarına cevap verme gücüdür.

Türkler Türkistan, Sibirya, İdil-Ural, Kafkasya, İran, Anadolu ve Balkanlar gibi geniş bölgelerde yaşamıştır. Coğrafi uzaklıklar ve çevredeki dillerle kurulan ilişkiler zamanla farklı Türk yazı dillerinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Böylece ortak Türkçe kökler farklı bölgelerde çeşitli ses ve söyleyiş özellikleri kazanmıştır.

Alfabe değişiklikleri de Eski Türkçe ile bugünkü Türkçe arasındaki görünür farkı artırmıştır. Türkler tarih boyunca Göktürk, Uygur, Arap, Kiril ve Latin alfabeleri başta olmak üzere çeşitli yazı sistemleri kullanmıştır. Yazı biçimi değişmiş olsa da Türkçenin kendisi kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam etmiştir.

Türkçeye farklı dönemlerde başka dillerden kelimeler girmiştir. İslam medeniyetiyle birlikte Arapça ve Farsça, modernleşme döneminde Fransızca, yakın çağda ise İngilizce kaynaklı kelimeler yaygınlaşmıştır. Türkçe bu kelimeleri olduğu gibi taşımakla kalmamış; onları kendi söyleyişine, eklerine ve cümle düzenine uyarlamıştır.

Türkçenin Değişmesi Onu Köklerinden Uzaklaştırdı mı?

Türkçe yüzyıllar boyunca değişmiş, fakat köklerinden kopmamıştır. Bir dilin seslerinin ve söz varlığının değişmesi onun kimliğini kaybettiği anlamına gelmez. Türkçenin eklemeli yapısı, ünlü uyumu, temel cümle düzeni ve ana kelime hazinesinin önemli bir bölümü yaşamaya devam etmektedir.

Bugün kullandığımız “Ben su aldım”, “At yolda kaldı” veya “Oğlan taşı gördü” gibi basit cümlelerde bile çok eski Türkçe kökler ve ekler bulunur. Bazı kelimelerin sesleri değişmiştir; ancak cümlenin kuruluş mantığı ve kelimeleri birbirine bağlayan yapı Türkçedir.

Anadolu’da Türkçenin gelişimi de eski Türkçe mirasın yeni bir coğrafyada güçlenerek sürmesidir. Selçuklu, beylikler ve Osmanlı dönemlerinde halkın konuştuğu Türkçe, Oğuz Türkçesi temelinde yaşamış; türküler, destanlar, masallar, şiirler ve günlük konuşma aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Yunus Emre’nin yüzyıllar önce söylediği birçok sözün bugün anlaşılabilmesi, bu devamlılığın Anadolu’daki güçlü örneklerinden biridir. Aynı dil yolu daha geriye doğru Dede Korkut’a, Karahanlı eserlerine, Eski Uygur metinlerine ve Orhun Yazıtlarına kadar uzanır.

Eski Türkçe ile Günümüz Türkçesi Ne Kadar Benziyor?

Eski Türkçe ile günümüz Türkiye Türkçesi, Türkçenin farklı çağlardaki biçimleridir. Aralarındaki yaklaşık 1300 yıllık zaman; söylenişte, kelime hazinesinde ve bazı eklerde değişiklikler meydana getirmiştir. Buna karşılık Türkçenin ana yapısı ve temel söz varlığının önemli bir bölümü korunmuştur.

Bugün konuştuğumuz dilde Orhun Yazıtlarından, eski Türk destanlarından ve Türkistan’daki tarihî dil mirasımızdan izler yaşamaktadır. Bu izler yalnızca birkaç eski kelimede değil; düşüncelerimizi cümleye dönüştürme biçimimizde, kelimelere ek getirişimizde ve fiilleri çekimleyişimizde de görülür.

Türkiye Türkçesi, Türkçenin Oğuz sahasında gelişen güçlü devamıdır. Aynı zamanda Orhun Yazıtları, bütün Türk dünyasının ortak dil ve kültür mirasıdır. Bu iki gerçek birbiriyle çelişmez. Türkiye Türkleri olarak bu mirasın doğrudan içindeyiz; diğer Türk halklarıyla birlikte aynı köklü dil tarihinin farklı kollarını yaşatıyoruz.

Eski Türkçe metinlere baktığımızda geçmişte kalmış yabancı bir ses değil, kendi dilimizin gençlik çağlarından birini görürüz. Alfabeler ve söyleyişler değişmiş olsa da Türkçe, Türk milletinin hafızasını yüzyıllar boyunca taşımayı sürdürmüştür.

Sık Sorulan Sorular

Türkiye Türkçesi Eski Türkçenin devamı mıdır?

Evet. Türkiye Türkçesi, Türk dilinin Oğuz kolunda gelişerek günümüze ulaşmış biçimidir. Orhun Türkçesinden günümüze kadar ses ve söz varlığı değişimleri yaşanmış; ancak Türkçenin temel yapısı ve tarihî devamlılığı korunmuştur.

Eski Türkçe ile günümüz Türkçesi ne kadar benziyor?

Temel kelimeler, eklemeli yapı, ünlü uyumu, fiil çekimleri ve cümle düzeni bakımından güçlü bir benzerlik vardır. Ben, sen, yer, su, taş, at, kız, oğul, kişi, bilmek ve almak gibi çok sayıda kelime eski dönemlerden günümüze ulaşmıştır.

Eski Türkçe neden bugünkü Türkçeden farklı görünüyor?

Türkçe yaklaşık 1300 yıl boyunca farklı coğrafyalarda gelişmiş, çeşitli ses değişimleri geçirmiş ve yeni kelimeler kazanmıştır. Kullanılan alfabenin farklı olması da Eski Türkçeyi ilk bakışta daha uzak gösterir. Metin Latin harflerine aktarıldığında ortak kelimeler çok daha kolay fark edilir.

Eski Türkçeden günümüze ulaşan kelimeler nelerdir?

Ben, sen, biz, siz, yer, su, taş, at, baş, kız, oğul, kişi, bilge, almak, bilmek, kalmak, işitmek ve ölmek bunlardan bazılarıdır. Kök, kel-, kör- ve bol- gibi eski biçimler ise Türkiye Türkçesinde gök, gel-, gör- ve ol- hâline gelmiştir.

Türkçenin temel yapısı 1300 yılda değişti mi?

Türkçenin bazı kelimeleri ve ekleri değişmiş olsa da temel yapısı korunmuştur. Kelime köklerine ek getirilmesi, ünlü uyumu, yüklemin genellikle sonda bulunması ve fiillerin zaman ile kişi ekleri alması bugün de devam etmektedir.

Eski Türkçe bütün Türk dünyasının ortak mirası mıdır?

Evet. Eski Türkçe bütün çağdaş Türk dillerinin ortak tarihî mirasıdır. Türkiye, Azerbaycan, Türkmen, Kazak, Kırgız, Özbek, Uygur, Tatar, Başkurt, Saha ve diğer Türk topluluklarının dillerinde bu mirasın farklı özellikleri yaşamaktadır.

Orhun Yazıtlarındaki Türkçeyi bugün anlayabilir miyiz?

Göktürk harflerini ve tarihî ses değişimlerini öğrendiğimizde metinlerdeki birçok kelimeyi tanıyabiliriz. Yazıtların tamamını doğru biçimde okumak eğitim gerektirir; ancak yazıtlardaki dil bugünkü Türkçeden kopuk veya yabancı bir dil değildir.

Kaynakça

Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi.

Talat Tekin, Orhon Türkçesi Grameri.

Talat Tekin, Orhon Yazıtları: Kül Tigin, Bilge Kağan, Tunyukuk.

Muharrem Ergin, Orhun Abideleri.

Marcel Erdal, A Grammar of Old Turkic.

Zeynep Korkmaz, “Eski Anadolu Türkçesinin Türk Dili Tarihindeki Yeri”.

Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemeleri, “Türk Dilinin Dönemleri” ve “Köktürkçe” dersleri.

Türk Dil Kurumu, Türk dili tarihi ve Eski Türkçe üzerine yayınlar.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı, “Türkçenin Tarihî Gelişimi”.